Abdulmuhsin Eroğlu

muhsin 34028 Şubat, İslam’ı yozlaştırarak ılımlı bir İslam modelini ülkemizde yerleştirmeyi hedefleyen bir NATO operasyonudur.

Ersan ERGÜR / HatemDergisi.com

Bin yıl süreceği iddia edilen 28 Şubat’ın soğuk yüzünün üzerinden bugün tam 20 yıl geçmiştir. O dönemde başörtülü eşlerinden dolayı TSK’den ilişiği kesilen subay ve astsubaylar varken bugün geldiğimiz noktada TSK’ne başörtülü personel alımı serbest kalmıştır. Bundan da anlaşılacağı üzere başörtüsü üzerine bina edilen 28 Şubat’ın esasında başörtüsü ile ilgili bir proje değildir. Cumhuriyet sonrası 1960 darbesi ve sonrasında yapılan 71, 80 darbeleri, 27 Nisan E-Muhtırası ve en nihayetinde de şehit ve gazilerimizin olduğu 15 Temmuz darbe kalkışmasını incelediğimizde hepsinin ortak yönünün halkın milli iradesinin ve manevi dinamiklerinin ortadan kaldırılmak olduğu görülmektedir. Ve amaç kesinlikle bölüp parçalamak halk cephesinde kutuplaşmalar oluşturarak yönetilir bir toplum oluşturma çabasıdır. Darbe milli iradenin gasp edilmesidir.

60 İhtilal’in de ezanın aslına döndürülmesi, İHL’lerinin açılmaya başlanması gibi manevi kazanımlar darbeye gerekçe oluşturmuştur. 71 de devrimler elden gidiyor diye ortaya çıkan bir silahlı zorbalık var. 80 de ise manevi duyguları gelişen ve yerleşen halkı yeniden dizayn etme amacı güdülmüştü.

1990’ların başında Varşova Paktının dağılması ile NATO Yeşil Kuşağı yani İslam’ı yeni düşman olarak ilan etmişti. Geçtiğimiz 15 Temmuz da ülkemizde cereyan eden hain FETÖ darbe kalkışması da göstermmiştir ki 28 Şubat İslam’ın yeniden şekillendirilmesi adına uygulanmaya konulmuş bir NATO projesidir. 28 Şubat ile NATO, ülkemizde geçmişte gerçekleşmiş darbelerde müttefik olarak kullandığı yapıyı tasfiye edebileceği bir oluşumun temelini atmıştır. 28 Şubat FETÖ’cülere organize olmaları için alan açmıştır. Böylece teşkilatlanma ve sızma faaliyetlerini başarı ile icra ettiler.

Gerçi NATO içerisinde tek Müslüman ülke olan Türkiye bu konsepti benimsememişti ama NATO’nun bir parçası olan TSK içerisinde yeni konsept yönünde çalışmalar 1993’ten itibaren başlatılmıştı. Askeri okul kütüphanelerinde bulunan milli ve dini kitaplar kaldırılmış, dindar ve inançlı olarak kabul edilen öğretmen ve doktorlar görevleri ile ilgili olmayan bölgelere sürgün edilmişti. 1994 yılından itibaren bu personel eşleri başörtülü oldukları gerekçesi ile TSK dan ihraç edilmeye başlanmış ve 1996 yılında iktidar olan RP döneminde bu süreç hızlandırılmıştır. Akabinde öğretim kurumlarında ve kamuda başörtülü öğrenciler derslere alınmamış, başörtülü memurlar memuriyetten çıkarılmışlardır.

O dönemde Genelkurmay Başkanlığı medyayı bir basın bürosu gibi kullanmış üzerine vazife olmadığı halde yargı mensuplarını, YÖK ve Üniversite rektörlüklerini teamüllere aykırı olarak Genelkurmay Başkanlığına çağırarak irtica adı altında brifingler vermişlerdi. Hafızalarımızı şöyle bir yoklarsak Güven Erkaya’nın rakı krizi, Sincan’da tankların yürütülmesi, 28 Şubat MGK kararları o günün belli başlı olaylarını oluşturmaktaydı.

Anlayacağınız bu dönemde komünist Sovyet rejiminden daha baskıcı uygulamalar görülmüştür.

Ülkemizde devletin kontrolünde olmayan ve gelişmeyen din hep tehlike olarak görülmüş, gerçek manada din anlayışını topluma yaymak isteyenler potansiyel tehlike olarak kabul edilmişlerdir. Tüm bu gelişmeleri dikkate aldığımızda 28 Şubat İslam’ı yozlaştırarak Ilımlı bir İslam modelini ülkemizde yerleştirmeyi hedefleyen bir NATO operasyonudur.

Bu iddiamızın en büyük dayanağı irtica ile mücadele ettiği söylenen 28 Şubat aktörlerinin ne hikmetse 15 Temmuz darbe kalkışmasını gerçekleştiren FETÖ mensuplarını görememeleridir. Maalesef 15 Temmuz kalkışmasında aktif rol üstlenen yaklaşık 90-100 civarında Tuğgeneral 1989-1990 yılı mezunu subaylardan oluşmaktadır.

İrtica ve başörtüsü yaygarası ile o gün 28 Şubatı dizayn edenler ya bilerek bir ihanet çemberinin içerisinde yer alarak ya da TSK komuta kademesinden beklenmeyecek derecede bir gaflet ile bu oyuna alet olmuşlardır. 28 Şubat süreci sonrası TSK’ da FETÖ yapılanması hızlanmış ve kritik görevler FETÖ unsurlarınca tek tek ele geçirilerek kadrolaşmışlardır. Söz de vatanperver TSK mensupları 0 gün neye ve kime hizmet ettiklerinin farkında olmadan milli ve manevi duyguları önde TSK personelini ihraç etme gafletinde bulunmuşlardır. Bu sayede geride milli ve manevi duygulardan yoksun bir kadro kalmıştır.

28 Şubatın soğuk yüzü o dönemde sadece mesleğinden edilen askeri ve sivil personel tarafından değil milletçe hissedilmiştir. Halk TSK’ ya olan güven duygusunu yitirmiş, peygamber ocağı olarak görülen ordumuz milletin güvenini kaybetmeye başlamıştır. Ülkesini korumakla görevli askerlerimizin şehit törenlerine başörtülü yakınları hatta anneleri alınmamış ve traji komik hüzünlerin yaşanmasına çanak tutulmuştur. Böylece kendi değerleriyle çatışan ve öz benliğini düşman kabul eden ikili kutuplaşmalar oluşturulmaya çalışılmıştır.

Bugün gelinen noktada geriye dönüp baktığımızda 28 Şubat döneminde iddia edilen tehlikelerin gerçekçi olmadığı, değerleri ve halkı ile barışık Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçekte dünya siyasetine yön verebilecek bir güç ve kudrette olduğu anlaşılmıştır. 28 Şubat süreci ile devreye sokulan karamsar tabloyu fırsat bilen emperyalist güçler hemen güneyimizdeki Müslüman halklardan oluşan devletleri ve özellikle komşularımızı yeni bir dizayn ile parçalamış fiilen olmasa da üçe dörde bölerek kardeş kavgalarının alevlendiği bir toplum haline getirmişlerdir. Ülkemizin güneyinde yakın ve uzak çevremizde yaşanan kardeş kavgasının, namusu ayaklar altına alınan kızlarımızın, annelerimizin vebali kesinlikle 28 Şubat sürecine dayanmaktadır. 28 Şubat müsebbiplerinin bu vebali vicdanlarında taşıyabilme ihtimali gerçekten uzak bir ütopyadır.

Geçmişte kalan bu talihsiz olayları konuşmamızın bir tek anlamı vardır. Bunları konuşmaktaki maksadımız geçmişle yaşamak değildir. Bilakis geleceğimizi yapılandırırken bu yapılanlardan ders alınmasını sağlamaktır. Ülkemizde yaşanan tüm darbelerde olduğu gibi 28 Şubat Postmodern darbesi aynı zamanda ekonomik anlamda bizleri oldukça gerilere götürmüştür. Milletimizin üzerine yamanmaya çalışılan o söylemlerden artık eser yoktur. Okullarımızda, kamu kurumlarımızda hatta TSK’ da tehlike olduğu iddia edilen uygulamaların hepsi artık serbest. Ülkede iddia edilenin aksine kaos değil huzur ve toplumsal mutabakat hâkim. Sokakta başı açık ve başı kapalı tabir edilen başörtülü gençlerimizi yan yana kol kola gezerken görmekteyiz.

Hani ne kaybettik. Aksine çok şey kazandık. Ülkemizde ve yakın çevremizde birçok mazlumun umudu olduk. Ekonomimiz dünyada hatırı sayılır bir konuma gelmek üzere. Savunma sanayimiz ülke kaynaklarımızdan temin edilmekte. Dışa bağımlılığımız gittikçe azalıyor. Ülkemiz, üzerinde oyun kurulan değil oyun kurucu bir ülke konumuna geldi. Türkiye olmadan Ortadoğu da barışın sağlanamayacağının teminatı olduk. Yakın komşularımızdan tutun Afrika’nın en ücra kıyısında ki devletlerin bağımsızlık umudu olduk.

Üzülmüyoruz, çekinmiyoruz endişe etmiyoruz. Biliyoruz ki yaptıklarımızı Allah da Resulü de müminler de görmektedir. Bir daha o karanlık bulutların ülkemizin üzerinde gölge yapmaması için 28 Şubat’ı unutmayacak ve unutturmayacağız. Bir olacağız diri olacağız kardeş olacağız hep birlikte Türkiye olacağız. Hepinize saygılarımı arz ediyorum.

 

28 Şubat 2017

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...