Eddai

meclisi mebusanMeşrutiyet ve mutlakıyet ne demektir. Nasıl gelişmiştir. Bir devlette bir hükümdar var ise padişah, kral, hakan, melik her ne ise onun sözü başka bir yere danışılmadan kesin olarak yerine getirilmek zorunda ise temsil yetkisi ve yahut emir yetkisi başka bir yere danışılmadan yerine getiriliyorsa o mutlakıyet rejimidir. Mutlak rejimdir.

     Ama bu hükümdarın yetkileri kısıtlanmış ise onun yetkilerinin bir kısmı başka birisi, başka bir meclis kullanıyorsa buna da meşrutiyet denir.

     Osmanlı 1839 yılına kadar mutlakıyet ile idare edilmiştir deniyor. Ama durum bunun tam tersidir. Osmanlı padişahları bütün bu yetkileri olduğu halde tek başlarına hüküm vermiyorlardı. Divan-ı hümayun vardı. Orada görüşülmeden bir emir hayata geçirilmezdi.  Ve şeyh-ül İslamlık makamı vardı. Padişahın verdiği yahut vereceği hükümlerde şeyh-ül İslamlık makamında dine uygun olup olmadığı hususunda karara bağlanmadan hayata geçirilmiyordu. Nasıl mutlakıyet denebilir bu idareye. Belki meşrutiyet de denemez. Nev-i şahsına münhasır bir idare şeklidir aslında.

Meşrutiyet 1839 Gülhane hattı hümayunu batılıların tesiri ile onların isteğiyle bir takım batılılaşma hareketleri kendi kanunlarımızı kendi uygulamalarımızı bir kenara koyarak dışarıdan kanunlar tercüme edip getirip Türkiye de yürürlüğe koyma zamanı başlamıştı 1839 yılında. Aslında 1839 la yabancı devletler Fransa, İngiltere, İtalya, Almanya hatta Rusya Osmanlı tebaası üzerinde bir takım haklar iddia etmeye başlamışlardı 1839’ dan sonra. Özellikle 1856 yılında ıslahat fermanının Paris anlaşmasının bir maddesi olarak yazılmasından sonra yabancı devletler iyice Türkiye deki olayları kaşımaya başlamışlardı. Bir takım dini ve milli azınlıkları himaye etmeye edip kullanmaya başlamışlardır. Ve 1861 yılında Abdülaziz han iktidara gelmişti. Onun döneminde Mithat paşa ve arkadaşları var idi. Bunlar illa meşrutiyeti ilan edeceğiz diye Abdülaziz hanı sürekli sıkıştırıyorlar ve illa seçimler olsun kanun-i esasi yani anayasa kabul edilsin bu anayasaya göre çerçeveler çizilsin. Ve bir meşruti meclis toplayalım ve padişahın yanında bu mecliste bulunsun diye sihirli bir formül gibi öne sürüyorlardı. Sanki meşrutiyet ilan edilirse Osmanlı çöküşü durdurulacak, Osmanlı eski şevket-ü ne kavuşturulacak Osmanlıda adalet tamamen sağlanmış olarak düşünüyorlar ve buna inandırılmış bir vaziyette mücadele ediyorlardı. Hâlbuki bunların zemberekleri dışarıda idi. İngiltere, Fransa, Rusya bunları maşa olarak kullanıyorlardı. Bu işle yabancı devletler uğraşıyorlardı. Onlar sultan Abdülaziz’in başlatmış olduğu ıstılahatları yeniden aslına dönüş hareketlerini önleyebilmek için ve Abdülaziz’i tahttan düşürebilmek için bunları kullanıyorlardı. Belki de buna gerçekten Türkiye’yi kurtarabileceklerine inandıkları için yahut Abdülaziz hanı ihtilal ile tahtından indirmek ve yerine 5. Murat hanı getirmek için uğraşıyorlardı. Ve Abdülaziz hanı şehit ederek icraatlarını devam ettirdiler. Üç ay sonra 5. Murat hanın akli melekelerinin yerinde olmadığı bir takım anormal davranışlar sergilediği ve şiddet olayları Karşısında şuurunun değişmesini ileri sürerek pazarlıklar sonucunda 2. Abdülhamit hanın veliaht şehzade olarak onu tahta geçireceklerdi. Ancak meşrutiyeti kabul etmek, yeni anayasa kabul etmek, yürürlüğe koymak şartıyla onun padişahlığını kabul edeceklerdi. Onu tanıyacaklardı.(bilhassa Mithat paşa )

     Önceleri hâkim değildi Abdülhamit han ve bu paşalar bu başarılarını bir dış zaferle de perçinlemek ve artık kendilerine kimsenin karşı gelemeyeceği bir duruma gelmek üzere 93 Rus harbine de devleti sürükleyeceklerdi. Abdülhamit hanın şiddetli muhalefetine rağmen meclisten çıkardıkları Kararla Rus harbine devleti sokmuşlar ve büyük felaketler ardı ardına gelirken ilan edilmiş meşrutiyet ve kabul edilmiş olan kanun-i esası dolayısıyla memleket buhranlara sürüklenmeye başlamıştı.

  Meclisi mebusan denilen meşruti meclis bu savaşı istiyorken, onlara bu savaş kabul ettirilmişken savaşın mesulü sultan gösterilmeye başlanmıştı müzakereler çerçevesinde. Yapılan seçim sonrasında 1. Meşrutiyetin seçimiyle yapılan milletvekilleri seçimlerinde meclise seçilen milletvekillerinden ana dili Türkçe olanın oranı % 50 yi bile bulmuyordu. Rumen, ermeni, rum,  yahudi, sırp gibi gayri Müslimler olduğu gibi, Müslüman olduğu halde Türk olamayan ayrılıkçı milletvekilleri de bulunuyordu. Rum-ermeni milletvekili narses, rus çarına müracaat ederek doğuda bağımsız bir ermeni devleti kurabilmek için yardım isteyebiliyordu bir parlamenter olarak. Türk milletvekilleri de bunlar karşısında bir başarıya imza atamayacaklardı. Abdülhamit han da 13 Şubat 1878 de bu meclisin tehlikeli gidişatı karşısında meclisi kapatacak ve kanuni esasiye’yi de askıya alacaktı. Abdülhamit han devamlı Rumlar Yahudiler Ermeniler tarafında tazyik görüyor. İktidardan uzaklaşmasına çalışılıyordu. İçerden de jön Türklerin devamı olarak kurulan ittihat terakki cemiyeti, bahane olarak meşrutiyetin ilanı, anayasanın kabulünü göstererek Abdülhamit hanı tahtan düşürmek için Yahudilerin, Rumların ve Ermenilerin kışkırtması, tahrikleri ve destekleriyle sürekli komplo komiteler, cemiyetler kuruyorlardı. Abdülhamit han bunları yola getirmek için nasihat elçileri göndermiş, daha sonra askeri birlikler göndermiş bu birliklerinde komutanları şehit edilmiş. Yola gelmemişlerdi. Abdülhamit handa madem bunlar bu işi yapmaya kararlılar ben bir adım öne çıkayım diyerek büyük törenlerle 2. Meşrutiyeti 23 Temmuz 1908 yılında ilan edecek ve askıda olan kanuni esasiyi de yürürlüğe koyacaktı.

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...