H.Müslim Gündüz

         h efendi Yeni kurulan Aczmendi Tarikatı'nın mürşidi vardı, irşad silsilesi vardı. Hz. Bediüzzaman (r.a) üveysî olarak hakikat dersine Gavs-ı Azam Abdulkadir Geylani’den, Zeynel Abidin’den, İmam Hüseyin ve İmam Hasan vasıtasıyla İmam Ali’den alıyordu. Evradı vardı ve tecdid vazifesi gören manevi terbiyeci eserleri vardı. Her şeyi ile bir tarikattı. Oraya gelenlerde sırren tenevvereti cehren tenevverete çevirmek azim ve gayreti vardı.

Kıyafet inkılabıydı, harf inkılabıydı, dergâhların kapatılması kanunuydu… Artık bunlar çiğnenmeli Risale-i Nur’da yazılı olan hakikatler alenen yaşanmalı ve cemiyete mal edilmeliydi.
            Yeni ders halkasına girenlerden memuriyet gibi bir mecburiyeti olmayanlar sarıklarını sarıp cübbelerini giydiler, asalarını ellerine alarak caddeleri doldurmaya başladılar.
            Hareket ilk önce El-Aziz’de başladı sonra kısa bir zamanda Türkiye’nin caddeleri sünneti seniyyenin şerefiyle renklendiler. Sarık, cübbe, asa, çarşaf…
            Türkiye buna alışık değildi. Korku dağları bekliyordu. Kemalizm’in estirdiği devlet terörü sebebiyle insanlar gölgelerinden bile korkar bir hale gelmişlerdi.
            Herkes bekliyordu ki; şu eli asalı başı sarıklı mert insanlar hemen yakalanıp darağacında sallandırılacaklar. Bu beklentide bir anormallikte yoktu. Çünkü 60 senedir olan buydu.
            Evet, ceberrud kanunları yerli yerinde duruyordu. Nitekim hemen mahkemeler başladı. Sarıkla dolaşmanın ağır cezada görülmesi lazım gelen ağır bir faturası vardı. Ağır Ceza Mahkemeleri, Asliye Ceza Mahkemeleri ardı ardına işlemeye başladı.
            Tam o sıralarda özel TV’ler neşriyat hayatına ayak basmışlardı. Onlara haber lazımdı. Taa İstanbul’dan TV ekipleri gelip çekimler yapıyorlar. Durumu efkar-ı ammeye neşrediyorlardı.
            Onlar haber yapmanın zevkini yaşıyorlardı, biz de Risale-i Nur davasının aleniyete çıkarak bütün insanlara ulaşmış olmasının keyfini yaşıyorduk.
            Risale-i Nur’un El-Aziz’deki bu yeni tekevvünatı; İmanın, ihlasın ve o gününki vasatın getirdiği şartlar sayesinde Türkiye’nin sınırlarını kısa bir zamanda aşmış geniş bir daireye mal olmuştu.
            70 senelik Kemalizm sistemi temelinden sallanıyordu. Kemalizm üçayak üzerinde kurulmuştu. Örf, adet, anane, kıyafet inkılabı harf inkılabı ve medrese ve dergâh inkılapları ile ayakta duruyordu. Risale-i Nur’un Aczmendi hareketi ise Kemalizm’in bu üçayağına karşı doğrudan taarruza geçmişti.
            Bütün muhabere vasıtaları Cumhuriyeti, laikliği, demokrasiyi sorgulamaya başlamışlardı. 70 sene sonra şeriat kanunları tekrar memleketin gündemine oturmuş ve konuşulur olmuştu.
            Risale-i Nur büyük bir cezbe ile bir kısım sadık talebelerini mücadele meydanına atmıştı. Kıyafet inkılabının üzerinden tam 60 sene geçmişti. İşte Risale-i Nur’un koyduğu kanun tekrar işliyordu. 18. Lem’a da bir devir 60 senede biter kanunu meriyetteydi. 1925’te konulan kıyafet ve dergâh yasakları fiilen ilga ediliyordu yani çiğneniyordu. Risale-i Nur’un ortaya attığı bu talebelerinin insanlarca dikkat çeken en bariz vasfı sarıklı olmalarıydı ve Hulusi’nin memleketinden çıkmış olmalarıydı.
            Bunlar aynı zamanda 1. Hizmet Devresi'nin tebligata müteallik 2.kısmınıda icra etmiş oluyorlardı. Bütün âleme Risale-i Nur’un hakikatlerini cehren tenevveret tarzında bir daha haykırmış oluyorlardı. 

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...