H.Müslim Gündüz

h efendi İkinci ve Üçüncü Hizmet Devreleri yine aynı metodlarla mı devam edecekti? Yoksa Risale-i Nur’dan yeni yeni inkişaflarla mı olacaktı? Bu hususun eserlerde sarahatle yazılmamış olması asla düşünülemezdi.

 

 

 
    H.Müslim GÜNDÜZ / HaberCedid.com
    Hulusi Bey: (k.s) “İltifat tekebbür yerinde kullanılmaz” buyurmuştu. Yine Sultan Feyzi-i Kastamoni Hazreleri de :  “Dava ile ortaya çıkmayınız” emretmişti.
    Nasıl ki,”Risale-i Nur dava değil dava içinde bürhan “ ise, yani yeni bir din yeni bir mezhep değilse,İslamiyet’in sınırları içerisinde İslam’ın bir bürhanı bir delili ise, aynen öyle de ; Aczmendi Risale-i Nur’un bir bürhanı,bir delili olmuştur. Ondan çıkmış ve ondaki birçok müjdeli habere merciiyet  yapmıştır.
    Burada söylenmesi lazım gelen en baş mesele şudur; Aczmendi’nin buraya kadar bir kısmını yazdığımız mazhariyetleri seneler sonra fark edilmiştir. Yoksa Risale-i Nur’da haber verilen mühim işleri yapmak için yola çıkmış değildir.
    Bundan evvelki üç makalede bahsedilen hadiseler 20-25 sene evvelinde yaşanmış hadiselerdir. Bugün o hadiseleri düşündüğümüzde hemen hemen tamamının ilahi birer tesir altında meydana geldiğini görmekteyiz.
    Bir şey Risale-i Nurlar’da sarahatle yazılmışsa o şey mutlaka vukua gelir. Aczmendi hadisesi, o gün de, bu gün de, yarın da Risale-i Nur’da haber verilen hadiselerden birisidir. İçtimaiyata bakması itibarıyla da en mühimlerindendir. Müstakil bir hareket değildir. Risale-i Nur’un 1926’da yola çıkan kervanının ikinci konaklama yeridir. Eğer benzer daha mühim bir filizlenme olmazsa bundan sonra Risale-i Nur’un hareket tarzı Aczmendi’nin tarzında devam edecektir.
    Evet Risale-i Nur bir tarikat hareketiydi. Ta 1921’de yazılan Mesnevi-i Nuriye’de bu husus itirazı mümkün olmayacak açık ve berrak ifadelerle neşredilmişti.
    Hazret-i Üstad aynı emirlerini 1934 civarında yazdığı 26. Söz’ün Zeyli’nde,Dördüncü Mektub’ta,Telvihat-ı Tis’a’da ve daha birçok yerlerde tekrarlamıştı. Bunda şüphe ve sıkıntı yoktu. Fakat madem İkinci Hizmet Devresi 1986’da başlamıştı, icraatları nasıl olacaktı. Şu Aczmendi’nin içerisinde bulunduğu hal,Birinci Hizmet Devresi’ne mi ait,yoksa İkinci Hizmet Devresi’ne mi aittir.  Buna dair Risale-i Nurlar’dan kuvvetli bir delil bulunması lazımdı.
    Hazret-i Bediüzzaman gibi bir zat ,nübüvvet kemalatından aldığı ilhamat ile yazdığı Risale-i Nurlar üç devreden bahsediyordu.
    Birinci Hizmet Devresi’nin bütün incelikleri ile yaşandığı, Hazret-i Üstadımız’ın berhayat olduğu zaman dilimi ortadaydı. Görülmeyen,bilinmeyen bir tarafı kalmamıştı. Fakat İkinci ve Üçüncü Hizmet Devreleri yine aynı metodlarla mı devam edecekti? Yoksa Risale-i Nur’dan yeni yeni inkişaflarla mı olacaktı? Bu hususun eserlerde sarahatle yazılmamış olması asla düşünülemezdi.
     Peki nerede … mantık oyunlarıyla felsefi mülahazalarla varılacak neticeler değil,gayet kuvvetli ve sarih ibarelerle bu husun belirtilmiş olması muhakkaktı.
    Bir sene evveline kadar yaptığımız bütün Risale-i Nur derslerinde şuurumuzun altında saklı olan bu sualin cevabını aradık durduk. Yok yok yok.
    Bir sene evvel Allah’ın lütf-u keremi imdadımıza yetişti.
     Risale-i Nur’un telifi beşeri iradeyi aşan bir ilhamat neticesinde meydana geldiği gibi tertibinde de öyle acip tevafuklar vardı.
    Beşinci Şua Risalesi Süfyan’ı ve komitesini harfi harfine haber veriyordu. Avamın imanını muhafazaya çalışıyordu.
     Mehdiyetin devrelerine ait malumatlarını da Beşinci Söz, Beşinci Lem’a, Beşinci Mektub tevafukatında aranması lazım  olabilir miydi ? Süfyan komitesinin rejim-i bid’akaranesini parçalayıp dağıtacak olan Mehdiyet’in İkinci Hareketi’nin tarzı nasıl olacaktı ?
    Beşinci Mektub’a dikkat ediyoruz. Allah’ın lütfuyla cevabımızı orada buluyoruz.
    Bir dahaki yazıya inşallah.

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...