H.Müslim Gündüz
 
H.Efendi Risale-i Nurlar İmam-ı Ali (r.anh) ve Abdulkadir Geylani (r.anh) Hazretleri’nin ahirzamandaki bir hizmet dairesi olduğu gibi, 1931’den itibaren silsile-i zehebin icazetli mürşidi olan Erbili Hazretleri’nin dar-ı bekayı teşriflerinden sonra Nakşibendi Tarikatı da İmam-ı Ali’nin ve Gavs-ı Geylani’nin tarikat dairesi olan Aczmendi ’ye dâhil edilmiştir.
 
 
H.Müslim GÜNDÜZ / HaberCedid.com
23 Aralık 1930 meş’um,  mel’un bir gün. Binlerce,  on binlerce insanın mahvına sebep olacak Kubilay Hadisesi’nin vukua geldiği gün.
         Meşhur adıyla Menemen Hadisesi.
 Başından sonuna kadar tertip… Devlet terörü…
 Adi bir zabıta hadisesi tam bir devlet  terörüne vesile kılınır. Üç-beş sarhoşun Menemen Kazası'nda bir nümayişi olur. Yedek Subay Kubilay oldukça toy ve tecrübesizdir. Kendisine emir verip ateş hattına iten zalimlerin niyetinin farkında olmadan o sarhoş güruhunun üzerine yürür, onlar da oracıkta onu öldürürler.
İstenen olmuştur. Artık Mustafa Kemal’i ve İnönü’yü tut tutabilirsen. Zulmün kılıncını tekrar kınından sıyırırlar. Fakat bu kılıç çekmekteki niyet ötekilerinden çok farklıdır. Artık Anadolu’da bakiyet-ül suyuf İslam adına ne varsa kim varsa külliyen temizlenecektir.
Bine yakın âlim, şeyh, hoca Anadolu’nun dört bir tarafından toplanır. Menemen’de bir büyük salona doldururlar. Onbeş yirmi gaz yağı tenekesi içeriye atılır. Her türlü tuvalet ihtiyacını bunlarda gidereceksiniz denilir. O yüksek insanların birbirlerinin yanında tuvalet ihtiyaçlarını giderirken çekecekleri ızdırabı tahmin etmek herhalde mümkündür. Bu yapılan zulüm sadece yapılanlardan bir tanesidir. Ondört günlük bir mahkeme sonucunda idama mahkûm edilenlerden yirmi sekizi ipe çekilir.
Muhammed Esat Erbilî Hazretleri de idamlıklardan biridir. İstanbul Erenköy’deki evinden alınır, sen de bu hadisenin içerisindesin denilir. Ömründe Menemen beldesini hiç görmeyen doksan yaşındaki o mübarek zat idama mahkûm edilir. Fakat doksan yaşındaki bu zatı idam etmenin dünyada çirkin karşılanacağını bildiklerinden, sen hastasın deyip askerî hastaneye yatırırlar. Bir damar iğnesiyle onu da cennet yolcusu yaparlar rahmetullahi aleyh.
Muhammed Esat Erbilî Hazretleri (k.s) silsile-i nakşinin Tah-el Hakkâri ve Tah-el Hariri’den sonraki icazetli mürşididir. 1931’de şehit edilmiştir.
Risale-i Nur’daki 4. Ve 5. Mektuplar da 1931’de yazılmıştır.
İslam Süfyanı’nın ve Süfyan komitesinin rejim-i bid’akaranesine karşı tecdid vazifesi gören manevi cihad sahasında Hz. Bediüzzaman ve talebeleri vardır.
Muhammed Esat Erbilî Hazretleri’nin şehid edildiği aynı tarihte müceddid ve müçtehid-i zaman Hazreti Bediüzzaman 4.Mektup’ta Nakşibendî dairesini Aczmendî dairesine dâhil ettiğini beyan etmektedir. Şöyle ki;
4. Mektup Hulusi Bey’e (k.s) hitaben yazılmıştır. ”Bir parça mahrem bir sırdır. Fakat senden sır saklanmaz.” dedikten sonra;
 
Tarîk-ı Nakşî hakkında denilen;
      Der tarik-ı Nakşibendi lazım amed çar-terk
      Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hesti, terk-i terk
      Olan fıkra-i rana birden hatıra geldi. O hatıra ile beraber şu fıkra tulu etti :
      Der tarik-ı Aczmendi lazım amed çar-çiz
      Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz!
 
Burada (benim anlayışıma göre) gayet açık görülüyor ki, Nakşibendi’nin dört düsturu Aczmendi’nin dört düsturuna tahvil edilmektedir. Yani, o tarihten itibaren Nakşibendi,  Risale-i Nurlar’ın manevi tasarruf dairesine alınmıştır.
 Risale-i Nurlar İmam-ı Ali (r.anh) ve Abdulkadir Geylani (r.anh) Hazretleri’nin ahirzamandaki bir hizmet dairesi olduğu gibi, 1931’den itibaren silsile-i zehebin icazetli mürşidi olan Erbili Hazretleri’nin dar-ı bekayı teşriflerinden sonra Nakşibendi Tarikatı da İmam-ı Ali’nin ve Gavs-ı Geylani’nin tarikat dairesi olan Aczmendi ’ye dâhil edilmiştir.
“Sünnet-i peygamberi dairesinde oniki büyük tarikatın hülasası olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine her tarikat ehli kendi tarikatı dairesi gibi görüp girmek lazım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi.” Bu ibare Risale-i Nur’un 2. Emirdağ Lahikası’ndan alınmıştır. Bu sözü söyleyebilmek için gayet büyük manevi bir kuvvete sahip olmak mecburiyeti vardır.
Bu sözün kuvveti Risale-i Nur’un müceddidlik vasfından gelmektedir.
Müceddidin kuvvet ve selahiyetini izah etmek mevzumuz harici olduğu için merak edenler Mektubat-ı Rabbani’den okuyup anlayabilirler.
Bu beş makalelik mukaddemeden sonra 5.Mektub’a başlamanın zemini kısmen hazırlanmış oldu.
İnşaallah bundan sonra 5.Mektub’a başlayacağız.  

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...