H.Müslim Gündüz
H.Efendi Bu 534 mektubun içerisinde Risale-i Nur’un 5. Mektub’u gibi bir mektup yoktur. Bu ne demektir? Ve Hz. Bediüzzaman bunu nasıl söyleyebilmiştir?
 
            H.Müslim GÜNDÜZ / HaberCedid.com
            Süfyan komitesine karşı sadece Allah’a dayanarak mücadele bayrağı açmış bir Bediüzzaman (r.a) ve onun kıyamete kadar tecdid vazifesi görecek olan Risale-i Nur eserleri…
            İslam’ın Hilafet nizamını ortadan kaldıran ve İslam Halifesi'ni yurdundan eden İslam Süfyanı, bu meş’um icraatlarını dört devrede tamamladı.
           “Hem büyük Deccal'ın, hem İslâm Deccalı'nın üç devre-i istibdadları manasında üç eyyam var. "Bir günü, yani bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üçyüz senede yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır." diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş.” 
            Evet, gayet net ve sarih olarak görüldü ve halen görülüyor ki; Kemalizm artık yapacağı bir ifsadat bulamadığı gibi 1923’ten itibaren kazandıklarını muhafazaya çalışmaktadır. Rejimin düştüğü bu vaziyeti bizzat sabık reis-i cumhur A. Necdet Sezer’in ağzından defalarca dinlemiştik:  “Kazanımlarımızı kaybetmeyeceğiz!”
            Bunun karşısındaki memur-u rabbani Hz. Bediüzzaman (r.a) ise mücadelesinde üç kademe koymuştu. Yani İslam Süfyanı'nın Hilafet'i kaldırmasına mukabil, Hilafet merkezinde “Hilafet-i Muhammediye” unvanı ile şeriatı icra ve tatbik etmek için üç basamaklı bir hizmet ikame etmişti.
            “… bundan sonra gelecek mehdi-i resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin üç vazifesi olduğu, bunların; imanı kurtarmak, hilafet-i Muhammediye (a.s.m) unvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmek ve ınkılabat-ı zamaniye ile çok ahkam-ı Kur’aniyenin ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m) kanunlarının bir derece tatile uğraması ile o zat bu vazife-i uzmayı yapmaya çalışır…
            Yine bu mevzu 1. Emirdağ Lahikasında biraz daha tafsilatlı olarak şöyle emrediliyor.
           “Birincisi: Çok defa mektublarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı manevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak:
             Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdi'nin o vazifesini bizzât kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zât, o taifenin uzun tasdikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.
             İkinci Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gazab-ı İlahîden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lâzımdır.
             Üçüncü Vazifesi: İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur'aniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) kanunları bir derece ta'tile uğramasıyla o zât, bütün ehl-i imanın manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhâssa Âl-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır. 
             Aynen ayette namazın emredilmesiyle beraber muamelatta tüm tafsilatı Peygamberimizden (a.s.m) öğrendiğimiz gibi birinci hizmet devresinin bütün inceliklerini Üstadımızdan gördük ve öğrendik. Fakat zamanın ve şartların getirdiği mecburiyetler sebebiyle ikinci ve üçüncü hizmet devrelerinin tatbikat tarzı ile alakalı herhangi bir fiiline şahit olamadık.
             Hz. Üstadımızın gereği yapılacak dediği ikinci ve üçüncü hizmet devrelerinin mühmel bırakılmış olması düşünülemez dahi…
             Zuhuratından seneler sonra anlıyoruz ki, 5. Mektup bu devrelerin tatbik şeklini gayet açık ve net olarak belirtmiştir.
            4. ve 5. Mektubun yazılışında hâkim nurcu anlayışının çözmesi lazım gelen mühim bazı problemler var. Onlar da şunlardır:
            1-  Zaman tarikat zamanı değilse herhalde Nakşi de buna dâhildir.  O halde hem de herhangi bir sual sorulmadan, iki üç hatırayı yazacağım diyerek Nakşi’nin dört esasından bahsetmesinin sırrı acaba ne ola?
            2- 4.ve 5. Mektuplar 1931 yılında yazılmışlar. Yani, Menemen Hadisesi ve Nakşi’nin icazetli büyük mürşidi Muhammed Erbili Hazretleri’nin şehid edilmesi hengâmında yazılmışlar. Acaba bunda bir hikmet var mı?
            3- İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin Mektubatı (A.Kadir Akçiçek tercümesi) 534 mektuptan müteşekkildir. Bu 534 mektubun içerisinde Risale-i Nur’un 5. Mektub’u gibi bir mektup yoktur. Bu ne demektir? Ve Hz. Bediüzzaman bunu nasıl söyleyebilmiştir?
Devam edecek…

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...