H.Müslim Gündüz

H.Efendi Risale-i Nur’un maksadı tarikat değildir. Bu perde altında şeair-i İslamiyeye hizmet ve sünnet-i seniyyenin ihyasına çalışmaktır. Onun için Risale-i Nur’a girmeden evvel bir yere intisaplı olanlar Risale-i Nur dairesine girdikten sonra da o şeyhlerine olan rabıtalarını devam ettirebilirler.

 

    H.Müslim GÜNDÜZ / HaberCedid.com

    Birinci sualin izahı “Risale-i Nur İrşad Kapısı” adlı eserde tafsilatıyla beyan edilmiştir oraya bakılabilir.

    İkinci Sualin cevabını seri makalelerimizin beşincisinde izah etmiştik.
    Gelelim üçüncü suale:
    Evet Mektubat-ı Rabbani’de toplu olarak böyle bir mektup yok. Sadece Risale-i Nur’un Beşinci Mektub'unun başındaki bir iki ibareye benzer bazı pasajlar var.
    "Öyle ise, tarik-ı Nakşînin üç perdesi var"  ibaresinden sonraki kısım her şeyiyle Hazret-i Bediüzzaman’a aittir. Yani oradan aşağısında Hazret-i Bediüzzaman tarik-ı Nakşiye ilaveler yapmaktadır. Hayır Tarik-ı Nakşiye değil; Dördüncü Mektup'ta Tarik-ı Nakşibendi’yi Tarik-ı Aczmendi’ye dahil ettiğinden, Tarik-ı Aczmendi’nin tatbikat seyrini emretmektedir.
    1931 gibi bir tarihte alenen Nur talebelerinin birinci, ikinci ve üçüncü devreleri şöyle şöyle olacak diye yazması, ilmen ve hikmeten mümkün olamadığından, ittihad ile aynı şey durumuna gelen Nakşibendi ve Aczmendi tariklerinden dikkat çekmeyeceği için Nakşibendi ibaresi altında bu mühim emirlerini vermiştir.
    Şimdi ne emirler vermiş ona bakalım;
    "Birisi ve en birincisi ve en büyüğü doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam Rabbani de ahir zamanında ona süluk etmiştir."
     Bu mübarek ibareden başlayarak Beşinci Mektub'un sonuna kadar ne yazılmışsa Hazret-i Üstad Aczmendi manasında Nakşibendi ismini kullanarak yazmıştır.
    "Eski zamanda, esâsât-ı imaniye mahfuzdu, teslim kavî idi. Teferruatta, âriflerin marifetleri delilsiz de olsa, beyanatları makbul idi, kâfi idi. Fakat şu zamanda, dalâlet-i fenniye elini esâsâta ve erkâna uzatmış olduğundan, her derde lâyık devâyı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zât-ı Zülcelâl, Kur'ân-ı Kerîm'in en parlak mazhar-ı i'câzından olan temsilâtından bir şulesini, acz ve zaafıma, fakr ve ihtiyacıma merhameten, hizmet-i Kur'ân'a ait yazılarıma ihsan etti."
    Yedinci Mesele'deki emredilen bu durum, dünyada 13. hicri asrın başlarında meydana gelmiştir. "Eski asırlarda bir ihtiyaç olmadığından, gayesi doğrudan doğruya imanı muhafazaya çalışmak" diye bir şey yoktu. Dolayısıyla Tarik-ı Nakşi’de de yoktu. O halde Nakşibendi tabiri kullanılarak Risale-i Nur’un Birinci Hizmet Devresi’nin vasıfları ve hareket tarzı yazılmıştır.
    Acaba Tarik-ı Nakşi’de birinci ve en birinci ve en büyük hizmet şekli doğrudan doğruya hakaik-ı imaniyeye hizmet olsaydı, İmam-ı Rabbani tarikata girdiği ilk anda mı bu hizmet ile meşgul olurdu, yoksa ömrünün sonlarına doğru mu?
    Elbette en başta en büyük işi o olurdu. Nitekim Hz. Bediüzzaman da dahil, her bir Nur talebesinin ilk ve en büyük hizmeti doğrudan doğruya imana hizmettir.
    Ayrıca Hazret-i İmam’ın ahir ömründe girdiği hizmet tarzı  Nakşibendi ile değil Aczmendi ile alakadardır. Hazreti Üstad Refet Ağabey’in Barla Lahikası’ndaki sualine verdiği cevapta:
    "Mektubunda ilm-i kelâm dersini benden almak arzu etmişsiniz. Zaten o dersi alıyorsunuz. Yazdığınız umum Sözler, o nurlu ve hakikî ilm-i kelâmın dersleridir. İmam-ı Rabbânî gibi bazı kudsî muhakkikler demişler ki: Âhirzamanda ilm-i kelâmı, yani ehl-i hak mezhebi olan mesâil-i imaniye-i kelâmiyeyi, birisi öyle bir surette beyan edecek ki, umum ehl-i keşf ve tarikatın fevkinde, o nurların neşrine sebebiyet verecektir. Hattâ İmam-ı Rabbânî kendisini o şahıs gibi görmüştür."
    Burada net olarak görülen Hazret-i Üstad hizmetini ve hedefini Nakşi tarikı böyle istiyor diyerek günü gelinceye kadar gayet büyük bir maharetle saklamıştır.
    Devam edelim, ikincisi "feraiz-i diniyeye ve sünneti seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir."
    Bu ikinci emir bütün bütün net olarak gösteriyor ki mesele Nakşi’nin mesleki özelliklerini zikretmek değil doğrudan doğruya Nur talebelerine İkinci Hizmet Devresi’nin hizmet tarzını gösteriyor.
    Evet ne Nakşi, ne Kadiri ve ne hiçbir hak tarikat müntesiplerine; "bakın ben size tarikat dersi veriyorum ama esas maksadımız tarikatın adab ve erkanını tam yapmak falan değildir. Maksadımız tarikatı perde edip feraiz-i diniyeye ve sünnet-i seniyyeye hizmet etmektir" dememiştir ve diyemez. Şayet bunu derse o tarikatın hayatı kaç gün devam edebilir?
    Tam aksine, bütün tarikatlarda esas anlayış şudur “ben tarikatımın gereklerini tam olarak yerine getirirsem, hakikatı da şeriatı da yerine getirmiş olurum.”
    İkinci emirdeki özellik sadece ahir zamanda Mehdiyet Hareketi’ne nasip olmuştur ki, demiş; “oniki hak tarikatın hulasası ve tariklerin en geniş dairesi olan Risale-i Nur dairesi içine her bir tarikat ehli kendi tarikatı gibi görmek ve girmek elzem olduğu… ..”
    Yani zımnen her bir tarikat ehline diyor, Risale-i Nur’un maksadı tarikat değildir. Bu perde altında şeair-i İslamiye’ye hizmet ve sünnet-i seniyyenin ihyasına çalışmaktır. Onun için Risale-i Nur’a girmeden evvel bir yere intisaplı olanlar Risale-i Nur dairesine girdikten sonra da o şeyhlerine olan rabıtalarını devam ettirebilirler. Nakşi veya diğer hiçbir tarikat bunu söyleyemez ve söyleyememiştir. Mektubat-ı Rabbani, tarikat-ı aliyenin medhi ve senasıyla doludur. Kurtuluşun bu tarikatı-ı aliyeye intisapla mümkün olacağı yüzlerce yerde beyan edilmiştir. Netice şu: RİSALE-İ NUR’UN İKİNCİ HİZMET DEVRESİ TARİKAT PERDESİ ALTINDA İCRA EDİLECEKTİR.
    Evet bir kuvve-i velayet 1986’dan itibaren işe el koymuş ve bir kısım Nur talebelerini acip bir cezbe ile Aczmendi Tariki isminin öne çıkmasına vasıta yapmıştır.
    Bu tarih Birinci Hizmet Devresi’nin 60 senelik tatbikatının neticesinde kaderî ve güzel bir meyvesi olan Aczmendi Tarikatı’nın belirgin bir hale geldiği tarihtir.Tıpkı görünmez bir yazıyla yazılan bir sahifeye kimyevi bir madde sürüldüğünde meydana çıkan yazılar gibi, 1921’de Mesnevi-i Nuriye’de ve sonradan da 1931’de 4.Mektub’ta bahsedilen Aczmendi tarikı bir azim tasarrufla meydana çıkmıştır.
    Üçüncü Hizmet Devresi ne zaman başlar bilemiyorum. Lakin 5.Mektub’ta sarahatle emredildiği gibi İkinci Hizmet Devresi; Aczmendi Tarikatı perdesi altında feraiz-i diniyeye ve sünnet-i seniyyeye hizmet tarzında olacaktır.
    Daha evvel söylediğim gibi;
    5.Mektub’un bu sırları, bir sene evvel açıldı. Tatbikatından tam 28 sene sonra. Elhamdulillahi haza min fadli rabbi
    5.Mektub’un geri kalan kısmında da söylenecek sözler var:
    "Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-ı imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi."
    Bu tesbit mücerret bir iddia değildir. Çünkü Risale-i Nur dairesi manen onların dairesidir. İmam-ı Ali (r.a) ve Gavs-ı Geylani (r.a) dairesidir. Madem onların manevi tasarrufu altında hizmetler yürümektedir, o halde hizmette Birinci Devre icra edilirken ismi geçen mübarek zatlar bütün himmetleriyle Birinci Hizmet Devresi’nin takviyesine çalışacaklardır.
    Bu icra edilen hizmet devresi, İkinci Hizmet Devresi ise bütün himmetlerini İkinci Hizmet Devresi’ne sarf edeceklerdir demekte bir hata yoktur.
    Ve hakeza Üçüncü Hizmet Devresi..
    Hz. Üstadımız’ın tesbitine dayanarak diyorum ki; ismi geçen mübarek zevat-ı kiram hazeratı  şüphesiz şu anda Risale-i Nur’un İkinci Hizmet Devresi’nin icraatını yapan Aczmendiler ile beraberdirler ve bütün himmetleriyle hizmetimizi takviye ediyorlar.

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...