İlyas Elri

ilyas efÖzünde tevhid ve vahdet ayarları bozulmuş her cemaat, mevcut rüzgarın hışmına uğrayacak, belki silinecek. Ta ki; gelmekte olanın, tevhid ve vahdet inşaa ve icraatına mel’un Avrupa aşısı karışmasın..

 

KARANLIK MEDENİYET, AVRUPA…

İlyas Elri / HatemDergisi.com

Mimsiz medeniyet Avrupa’ya söylenecek neyi var.. nesini konuşalım?! Her yönüyle kan, irin, zulüm, cinayet ve gasp üzerine kurulmuş, insaniyetten tecerrüt etmiş bir sefil kabile! İnşaa ettikleri ne varsa, harcında, tarihte görülmemiş kan ve zulüm var. 2.Dünya Harbi’nde sapkınlıklarının bedelini çok ağır ödediler. Fakat o bedel onları arındıracakken daha da azdırdı. İhtimalki son ödeyecekleri bedel öncekini unutturacak.. Maruz kaldıkları ilk tokata kadar kısmen semavi inanca yakın bir din algıları vardı. Kanla irinle inşa ettikleri medeniyette, din sadece bir renk. Avrupa hristiyan kimliği taşısa da esasında yüzde 90 ateist yada deisttir. Bu medeniyeti kuranların bu güç ile tek bir gayesi vardır. Bu  da İslam inancının hakim olduğu toplumları asimile etmek. Yani, elde ettikleri güçle Müslümanları sefalete ezikliğe mahkum edip çıkış yolu olarak kendi medeniyetlerine mecbur etmek . Ve bunun neticesinde ateist yapamasalar da deist yani Allah’ı inkar etmeyen ama yukarıya mahkum eden bir inanca kalb ederek bünyeye dahil etmek.. İnşa ettikleri medeniyeti, inanılan tek din haline getirip artık tek olan semavi din İslam’ı yeryüzünden silmek. Velhasıl Avrupa, Nur ordularına karşı zulümat ordusunun safında üzerlerine düşeni yapıyor.. İmanının fabrika ayarları bozulmamış her Müslüman, Avrupa’nın sunduğu herşeyi hatta varlığını bile bu sebepten toptan ve kökten reddetmekle selamete erebilir.

Nur ordularının safında İslam davasını güden cemaatler, özellikle 2. Dünya Harbi’nden sonra inşa edilen derin Avrupa medeniyetinin dayatması ve baskısından, zehrinden payına düşeni aldı. 1. Dünya Harbi’yle sefalete, başsızlığa mahkum edilen İslam toplumları içerisinden bu gizli yangını farkedip Müslümanları fabrika ayarlarında tutma gayreti gösteren dava adamları ve onların etrafında toplanan cemaatler oldu. Lakin 2. Cihan Harbi’nden sonra 50’li 60’lı yıllardan sonra istikamette direnç gösteren varis cemaatler maalesef yeni Avrupa ayak oyunlarına mağlup olup fabrika ayarlarını kaybettiler. Ve çoğu bunu farketmedi bile.

Bugün bilhassa Anadolu’da varlık gösteren İslami cemaatlerin yüzde 99 kanaatimce, bir asır önceki ayarlarını kaybetmiş durumda. Kendi hudutları içinde hizmet gayretlerine söz yok.

60’lı yıllardan sonra amansız baskı ve saldırılara karşı alınan tedbir anlayışları, cemaatlerde 80’li yıllardan sonra, bilhassa günümüzde gösterdi ki, sıkıntılı bir refleks haline gelmiş. Uzun süren fırtınada kapısını penceresini sıkıca kapatan bu anlayış, baharın geldiğine ve baharda yeniden inşa edilecek kendi medeniyetimize  katkıda bulunma idrakinden bile uzak. Bu cemaatlerden kastım son 20 yılda türeyenler değildir.

Son yirmi yıldır Anadolu’da İslam adına müspet esen bir rüzgar var. Siyasi bir irade bu rüzgarın başını çekiyor. İslam adına bir yerleri yıkıyor delik açıyor ki İslam adına davası olanlar arkadan giriversin. Zor şartlarda elde ettikleri birikimleriyle seferber olsunlar, varlık gayeleri olan tevhid ve vahdet esaslarını fikriyattan fiiliyata geçirsinler, hem eğitim hem içtimai alanda yapıcı, İslam adına boşluk doldursunlar.. Fakat bakıyoruz, bil-iltizam birkaçı müstesna çoğunluğu rehavette.. Kimi bekle gör taktiğinde, kimi ben kendimden başkasına güvenmem tavrında, kimi de cematime nasıl rant sağlarım taktiğinde. Bu ahvalin temelinde, tevhid ve vahdet ayarlarının bozulmasından sebep, bu cemaatim olmazsa din olmaz saplantısından doğan müfrit tedbir anlayışının, refleks haline gelmesi var. Buna ne dersek diyelim, özünde Avrupa’nın vurduğu aşının tesiri var. Fabrika ayarlarının bozulmuşluğu var.

 İhtimal belki de, özünde tevhid ve vahdet ayarları bozulmuş her cemaat, mevcut rüzgarın hışmına uğrayacak, belki silinecek. Ta ki; gelmekte olanın, tevhid ve vahdet inşaa ve icraatına mel’un Avrupa aşısı karışmasın..

 

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...