İlyas Elri

ilyas elri copyBizden öncekilerin başına gelenlerin binde biri bile başımıza gelmeden Allah’ın ihsanıyla bugünlere gelmişken, önümüzdeki son nehri geçerken sakın kaybedenlerden olmayın.. Unutmayalım ki bu nehri bu imtihanı geçtikten sonra asıl düşmanla karşı karşıya gelinecek ve Allah’ın inayetine mazhar olunacak.

 

Hz.Musa’dan (as) sonraki bir dönemde Mısır ile Şam arasında, başında Câlût isminde güçlü bir kralın yönettiği, zamanın ve bölgenin süper ve zalim gücü Amelika adında bir krallık bulunmaktaydı. Dinlerinden ve Allah’a verdikleri sözlerden uzaklaşmış İsrâîloğullarına, Allâh (cc) Câlût’u musallat etti. Câlût, İsrâîloğulları’nı mağlûb ederek çocuklarını ve kadınlarını esir aldı. Ev, mal, mülk ve yurtlarından ayrı düşen İsrâîloğulları çok huzursuz oldular.. Benî İsrâîl’de Mûsâ -aleyhisselâm- zamanından beri muhâfaza edilen ve içinde bir kısım mukaddes emânetlerin bulunduğu kıymetli bir sandık vardı. O emanete sahip çıkma ehliyetini kaybettikleri için mukaddes sandığı da kaybettiler. Bu sandığa Kur’ân-ı Kerîm’de “Tâbût” denilmektedir. Tâbût’un, ellerinden çıkmasına çok üzüldüler.

Yılların verdiği sömürü ve ezilmişliğin son kertesinde artık bütün emel ve gâyeleri, birlik, dirlik ve kutsal değerlerini temsil eden Tâbût’u tekrar ellerine geçirmek olmuştu.

Benî İsrail, o sırada içlerinde bulunan bir peygamberden, arkasından gidecekleri, kendilerini kurtaracak (cesur, savaşçı, siyaset ve liderlik meziyetlerini taşıyan) bir lider istediler.

Kur’ân-ı Kerîm’de bu husus şöyle anlatılır:

“Mûsâ’dan sonra, Benî İsrâîl’den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere:

«– Bize bir hükümdar gönder ki (onun kumandasında) Allah yolunda savaşalım!» demişlerdi.

(O Peygamber:)              

«– Ya size savaş farz kılınır da savaşmazsanız!» dedi.

(Onlar da:)

«–Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde Allah yolunda neden savaşmayalım?!» dediler.

O peygamber (as) de, duâ ve niyazda bulundu. Hak Teâlâ, “Tâlût” isminde bir kimsenin melik olarak tâyin edilmesini vahyetti. “Peygamberleri onlara:

«– Bilin ki Allah, Tâlût’u size hükümdar olarak gönderdi.» dedi.

Fakat bir kısım yahûdîler, Tâlût’u hükümdar yapmak istemeyip bu ilâhî emre karşı çıktılar:

“– Tâlût, hükümdar soyundan değildir!” dediler.

(Peygamber:)

«– Allâh sizin üzerinize onu seçti, ilmen ve bedenen ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihâta eden ve her şeyi bilendir.» dedi.” (el-Bakara, 247)

Tâlût’un hükümdarlığına îtiraz eden İsrâîloğulları bu sefer de:

“– Eğer o, sâhiden hükümdarsa, bize bir delil getirsin!” dediler ve liyakatı için delil istediler.. Bunun üzerine: “Peygamberleri onlara şöyle dedi:

«– Şüphesiz onun hükümdarlığının alâmeti, (vaktiyle sizden alınan) Tâbût’un size gelmesidir ki, onun içinde Rabbinizden bir sekîne (ruhlara emniyet veren bir huzur), Mûsâ ve Hârûn ehlinin bıraktıklarından geriye kalan bir takım şeyler vardır; onu melekler taşıyacaktır. Eğer mü’min kimseler iseniz şüphesiz bunda sizin için gerçekten bir delil vardır!»” (el-Bakara, 248)

O topluluk Talut’un arkasından devrin zalim kral ve düzenine karşı savaşmak için yola çıktılar.

“Tâlût, ordu ile hareket edince, şöyle dedi: Şüphesiz Allah, sizi bir nehirle imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alabilir.”

“İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler.”

“Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) şöyle dediler:”

“Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.”

Kaybedip geride kalanlar, kazanıp geçen topluluğu yolundan caydırmak için türlü hilelere başvurdular.

“Allah’a kavuşacaklarını bilenler (ırmağı geçenler), şöyle dediler:”

“Nice az topluluklar, - Allah’ın izniyle - nice çok topluluklara galip gelmişlerdir.” “Allah, sabredenlerle beraberdir.”

“Câlut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler:”

 “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır.”

“Ve ayaklarımızı sabit kıl.”

“Ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et (bize zafer ver!)”

“Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar.”

“Ve Davud, Câlût’u öldürdü.”( el-Bakara, 249-251).

Rivayetlerde Hz. Davut (as) Talut’un ordusunda Nehir imtihanını geçebilmiş pek az samimi insan içinde sapan taşı fırlatmakta usta bir silahşör. Calut’un 100 bin kişilik büyük ordusunun karşısına Talut’un komutasında geriye kalan çok az bir topluluk çıkar. O topluluk için zahiren kazanması imkansız bir savaş. İki ordu er diler ve Calut’un karşısına Davut (as) çıkar. Allah’ın izniyle bir taş fırlatır ve o taş Calut’un kafasını parçalar. Bunu gören Calut’un ordusu korkuya kapılıp dağılır mağlup olur. Ve Allah sayıca çok az ama samimi bir topluluğa bir taş ile zafer nasip eder.

KISSADAN HİSSE;

Bundan nerdeyse 100 yıl önce, İslamın kutsal değerlerinin emanetini taşıyan, alem-i İslamın hilafetle reisliğini yapan bu coğrafyada Osmanlı, kendi içindeki ve dışındaki düşmanlarının çabasıyla ümmetin kutsal emanetine sahip çıkma liyakatini kaybetti ve Allah (cc) cümle küffarı başına musallat etti. İslami ve milli değerler ve hilafet alınıp müslümanların izzeti ayak altı edildi. Hürriyetiyle birlikte birlik dirlik kayboldu. Ümmet parçalandı ve her yerde zulüm ve zillet hakim oldu. Ve sonrasında 70 senedir içeride dışarıda ümmet zulüm ve sefalet gördü.

Bunun derin ızdırabını ve bedelini de en çok bu topraklarda yaşayanlar çekti. Bu amansız tahribat ve sefaletten geriye kalanlara sahip çıkmaya çalışan hamiyet ehli olanlar mücadelesine devam etti. Lakin zulüm küfür öyle sistemli işliyordu ki gayret ehlinin bütün çabasına rağmen kaçınılmaz gerçek her geçen gün kendini daha da hissettiriyordu. Parçalara ayrılmış, toparlanmaya çalışan hamiyet ehlinin, önlerine düşecek ve onunla ALLAH için birlik ve dirlik ve kaybettikleri izzetleri adına mücadele edecekleri bir lider ihtiyacı elzem ve şart idi.. Zira ahval, adeta lisanı halleriyle ve kalbi dualarıyla ‘’Allah hayırlı ve cesur bir lider göndersin de onun arkasında mücadele edelim’’ dedirtiyordu.

Derken 2000’li yılların başında bu topraklarda siyaset aleminde, ümmetin duasına tercüman olacak sessiz çığlığına lisan olacak bir lider belirdi. R.Tayyip Erdoğan. Ümmetin çoğunluğu ona tabi olurken bir kısmı tereddüt etti bir kısmı da itiraz etti. Fakat o lider arkasına aldığı hamiyet ehlinin duası ve desteği ile zulüm ve küfür kalelerini bütün tuzak ve engellemelere rağmen bir bir yıkmaya başladı. Allah cc vaktiyle kaybedilen izzeti o liderin eliyle, diliyle içerde ve dışarıda müslümanlara yeniden hissettirdi.. Yol, sebepler dairesinde aşılmaz engellerle ve tuzaklarla doluyken her defasında zaferle geçiliyor, bu ümmet adına çıkılan yolda hayırlı ve ümit verici kapılar açılıyordu.. O’nun peşinden giden feraset ehli bu başarıları o liderin dehasında değil Allah’ın inayetinde görüyor ve bu hakikat O’nunla gidenlerin gönlüne SEKİNET ve emniyet ve huzur veriyordu.

Tarihte görülmemiş güç ve imkana sahip devrin küfür ve zulüm ordusuyla kaçınılmaz olan son savaşa doğru yollar katediliyordu.. var olmak yada olmamak adına..

70 senedir zulüm altında dini düzen ve milli ekonomik güç ve ümmete sahiplenmek adına gösterilen onca gayretin netice vermemesinin tek nedeni neydi biliyor musunuz? Hürriyetimizin olmayışıydı. Hürriyet olmadan dini düzen olmaz, ekonomik güç ve ümmete sahip çıkılamaz. 15 yıl önce hamiyet ve gayret ehli bu millet, o liderin peşinden önce ve evvela hürriyetimize kavuşmak adına bu yola çıktı

Hatırlayalım ki Talut’un arkasına düşenler niyazda bulunup. «– Bize bir hükümdar gönder ki (onun kumandasında) Allâh yolunda savaşalım!» demişlerdi… de «– Bilin ki Allah, Tâlût’u size hükümdar olarak gönderdi.» denmişti..

Hatırlayalım ki o topluluk da, Talut’un arkasından dini düzen ve adil, refah bir yönetim için yola çıkmamıştı. Evvela zalimin zulmünden, hürriyetlerine kavuşmak içindi çıktıkları zorlu yol.. ve türlü badirelerden geçmişti ve nihayet son ve mühim engel ile bir nehir ile imtihan olmuşlardı.. Talut’tan sonra ilahi düzene dayalı hakimiyet Davut as eliyle kurulmuştu.

Unutmayalım ki; ezilen, esarette bir topluluk, hürriyetlerine kavuşmak istediği için Allah cc onlara Talut’u lider olarak gönderdi ve o topluluk imtihana tabi tutuldu.. Bizler de, evvela liderimizi, milletin maddi manevi nefesini açsın, esaretten, prangalardan kurtarsın diye istedik. Din alimi, tarikat şeyhi veya adil ve İslami düzen, ekonomik güç getirsin diye istemedik.

Oysa unutmayalım ki; 2000 sene başlarında bu milletin maddi manevi nefesi o kadar tıkanmıştı ki, milletin çoğu şaşkınlığından, İslami ve milli hürriyeti için nerdeyse güçlenen fetönün altına yatmaya bile razı olmuştu da Allah R.Tayyip Erdoğan’ı nasip etmişti. Bu yol, R.Tayyip Erdoğan’dan çok, vaktiyle nefes alamaz hale gelmiş olup, Allah’dan cc bir lider isteyenlerin imtihana tabi tutulduğu bir yoldur.

Bugün bu uzun ve çetin yola çıkanların bir kısmı aynen Talut’un arkasından gidenler gibi türlü imtihanlardan geçti ve geçiyor. Kimi bu yola neden çıktığını unuttu, şahsi hesap derdine düştü, kimi elde edilen kazanımlara aldanıp mücadelenin bittiğini sanıp ganimet derdine düştü.. Okçular tepesinde olduğu gibi.. Kimi hürriyetine kavuştuğunu zannedip adil düzen, ekonomik refah vs derdine düştü, devleti biraz da biz yönetelim demeye başladı, peşinden gittikleri liderlerini tenkit etmeye köstek olmaya başladı. Oysa bu yolda tek yaptıkları seçimden seçime oy kullanmaktı… Ve bunların hepsi vaktiyle duamız olan ve arkasına düştüğümüz o liderin ve yolun karşı safına geçti.. Kimi kaybetti kimi savruldu.. Ve bu yolda son imtihana gelindi. Hatırlayın ki; Talut’a inananların Calut’un ordusuyla karşılaşmadan önceki son imtihanı bir nehirdi. Bugün ümmete son ve öldürücü darbesini vurmak için saf tutmuş küfür ve zulüm ordusuyla karşılaşmadan önce son imtihan verilecek.. Peşine düştüğümüz liderimizle hürriyetimiz için çıkılan bu yolda bugünlere gelebilenler son nehirle denenecek.

Hatırlayın:

Talut’un ordusunda, o nehirden içmeyenler tereddütsüz sebat edenlerdi. Bir avuç içenler tereddüt ettiği halde devam edenlerdi. Fazla içenler ise vaktiyle duasını ve Allah’a verdiği sözü unutturacak, yüreğinde yükleri olanlardı.

O yükler ve imtihan sebebi bugün; kiminin cemaat taassubu, kiminin hocası, kiminin şeyhi, kiminin ticareti, kaybetmekten korktuğu maddi kazancı, kiminin fitne odaklarının içimize ektiği ihanet tohumlarını (fetö) temizlerken ister istemez dokunduğu babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, akrabalarınız vs.. "Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez." Tevbe-24

Kaybedenlere sözümüz yok…

EYYYYY! Vaktiyle İslami hürriyet ve izzet için ve milli, dini bağımsız devlet ve ümmet için «– Bize bir hükümdar gönder ki (onun kumandasında) Allah yolunda savaşalım!» diye niyaz eden ehl-i hamiyet.. Hanenize ateş düşmüşken ve siz o ateşi söndürmek için telaşla koştururken bilmeden fark etmeden birinin ayağına basmışsınız, birine dirsek vurmuşsunuz vs… Bu şartlarda bunun hesabı yapılır mı?! 100 senedir müslümanların ve bu vatan evlatlarının maddi manevi nasıl zillete düşürüldüğünü ne çabuk unuttunuz. Dışarıdan ve içeriden bizi sarmış ahtapottan kurtulmak için son 15 senede ne türlü badirelerden nasıl geçildiğini ve yolun henüz bitmediğini ne çabuk unuttunuz?!

EYYYY! Allah’ın türlü inayet ve ihsanıyla, bir liderin peşinde onca güçlükleri aşarak nefes almaya başlayıp bugünlere gelebilen vatan ve hamiyet ehli!

Bugün o lideri durdurmak ve bitirmek için İslam ve vatan düşmanlarıyla bu yoldan kopup kaybedenlerin aynı amaç için saf tuttuklarını nasıl görmezsiniz? Onların tek amaçları var… Vaktiyle ezilenlerin duası ve niyazı olan lideri yalnız bıraktırıp mağlup edip peşinden gidenlere bir daha fırsat vermeyecek şekilde maddi manevi kaybettirmek.. Önümüzdeki seçim belki de son seçimdir. Ve bu yola çıkanların son imtihanıdır.

Bizden öncekilerin başına gelenlerin binde biri bile başımıza gelmeden Allah’ın ihsanıyla bugünlere gelmişken, önümüzdeki son nehri geçerken sakın kaybedenlerden olmayın.. Unutmayalım ki bu nehri bu imtihanı geçtikten sonra asıl düşmanla karşı karşıya gelinecek ve Allah’ın inayetine mazhar olunacak.

İnancımız o ki; Allah cc inanmış ve sabreden bir avuç topluluğa bir taşla nasip ettiği zaferi, sonunda çok basit bir sebeple ehl-i zulmün tuzağını bozacak ve bu yoldan dönmeyen bir avuç hamiyet ehline de vallahi vaad ettiği zaferi nasip edecektir..

(Talut İbranicede uzun heybetli adam anlamına gelir.)

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...