Yazarlar

          hatem16 Nisan yaklaştı. Referanduma az kaldı. Avrupa ayakta, Amerika ve tüm dünya ayakta; Yıllarca sahnelenmiş ve bir süre ara verilmiş bir oyunun yeniden sahne almasını bekler gibi herkes gözlerini tarih sahnesinin kulisi olan Anadolu’ya çevirmiş bekliyor. Bir yanda Anadolu erenleri ve evlatları bir tarafta Rum ve aveneleri saf tutmuş. Bir tarafta esaretten kurtulmanın sevincini yaşayan tahliye almış bir mahkûm heyecanı diğer tarafta Aslanın kafesine düşmüş bakıcının korkusu.

          Bir tarafta emperyalist, kapitalist, komünistler, bir tarafta Müslümanlar. İnananlar.

          Yaşanan hadiseler gösteriyor ki doğulu ya da batılı bütün emperyalistlerin korkudan etekleri tutuştu. O derece ki papalarının önünde secde edip zihniyetlerini aleniyete döktüler. Bunu bir gövde gösterisine dönüştürecek kadar tutuştular. Kendilerini gizledikleri sözde medeniyet ve laiklik perdelerini yırtıp atacak kadar tutuştular. Neden bu korku?

          Bu korku; yeniden Müslümanların zihninde cihad fikrinin uyanması endişesinden kaynaklanıyor. Bu potansiyel Müslümanların fikir dünyasında yeniden yeşerir de fiiliyata dökülür korkusundan başka bir şey değil.  Ne kadar uzun sürerse sürsün Avrupa medeniyetinin yıkılıp gideceğini biliyorlar. Biliyorlar ki, zaten Avrupalının aklı İslam ile kucaklaşmaya yatkın hale gelmiştir. Çürüyüp kokuşan medeniyetleri kendi mensuplarını mutmain etmekten çok uzaktadır. Kalpleri yaralanmış, vicdanları çürümüş olan bu insanlara samimi bir çağrı ulaştırmak yeterli olacaktır. Ya ardında cihad ve cennet olan samimi bir daveti nasıl kucaklamasınlar. 

          Telaşlılar hem de ziyadesiyle. Neden olmasınlar ki; ideolojik savaş aktörleri 19. ve 20. asrın projelerinin tamamını; İslam şeriatındaki cihada yönelik her fikir ve prensibi Müslümanların gözünden kaçırmak ve gizlemek üstüne kurmuşlardı. İslam’ı müdafaa esasına bağlayıp düşmanlığı yok saymak içindi bütün gayretleri.

         İslam dinindeki müdafaa ve savunma harbi devreleri Hudeybiye ile son bulmuştu. Müslümanlar bu anlaşma ile Mekkeli müşriklerin fitne engelinden kurtulmuşlardı. Yepyeni bir döneme girilmişti. Allah resulü (s.a.v) artık; tebliğ ve tatbiki için gönderildiği İslam şeriat ve ahkâmında yeni bir döneme girmişti. Bu merhale ise kendilerine tebliğ ulaşıp, bu tebliği anladığı halde kibirlenip, imandan çekinen bunu da düşmanlık ve kiniyle açığa vuranlara karşı başlatılan savaş merhalesiydi.

          Resulullah’ın (s.a.v) rabbinin davetini tam olarak gerçekleştirdiği bir dönemdi. Bu dönem onun –kavli ve fiili sünnetiyle_ bugüne kadar her asırda Müslümanların ittifakıyla şer’i hüküm haline dönüştüğü merhale idi. Hudeybiye ile artık kabileler üzerine müfrezeler gönderiyor İslam daveti yapıyor kabul etmeyenlerle savaşıyordu.

         Hulefa-i Raşidin, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular derken Osmanlı imparatorluğu ile zirveye ulaşan bu Muhammedi metod on dokuzuncu asır da gerilemiş,  yirminci asırda tamamen sekteye uğramıştı. 

         Müslümanları her zaman vadilerde deve ve koyunlarla hayat süren zavallılar olarak gören ve bu hezeyanlarını daima diri tutmak isteyen Avrupa emperyalistler İslam’ın en mühim gerçeği olan cihad şuurunu, tebliğ hareketini yıllarca perdelemek için çalışmışlardı. Onlar Müslümanların bu ördükleri örümcek ağı içerisinde her zaman mahpus ve savunmasız kalmasını arzu ediyorlardı. Maksatları halk İslam’ı tanımasın yani davet-tebliğ-cihad ruhunu anlayıp bağlanmasınlar. O dine girmesinler. Onlar da yani emperyalist terör rejimleri de insanların üzerine en alçak baskı ve zulüm düzenlerini oturtsunlar.

          Nerden başladılar bu tahakküm düzene? Güya ezilmişlerden düşmanlık duygularını silmek emeli ile kurdukları birleşmiş milletler camiası bu teşebbüslerin başıdır. Artık B.M var olunca İslami cihada ihtiyaç kalmamıştır.  Dünya yı “5” in emrine amade kılmışlardı.

          İslam’ı köreltme hareketinde Söylemleri nedir bu emperyalistlerin ?

          İslam hümanist bir dindir…

         İslam barış dinidir…

         İslam’da “dinde zorlama yoktur”…

         Müslümanlar barışı severiz, biz terörist değiliz…

         Yirminci asrın Müslüman kafasından bu söylemleri duyunca kocaman bir evet çıktığını duyar gibiyim. Hiç zannetmiyorum her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa, İslam şuurunu yozlaştıran, uyuşturan bu fikir bataklığında boğulmayan kalmış olsun.

         Dinde zorlama yoktur? Cihad ile insanları kılıç zoruyla mı Müslüman yapacaksınız? Azizim insanları dinden soğutmayın. Biz çağdaş insanlarız. Hümanistiz. İslam barış dinidir. İnsanları ürküten hükümler varsa bunları gözden geçirelim düzenleyelim. Sevdirelim efendim zorlamayalım diyenlerin yaktıkları ateş, söndürdükleri ocaklar, döktükleri kan artık bu söylemlerini perdeleyemiyor.

         Bu fikirleri Müslümana dayatanların Afganistan, ırak, Çeçenistan, Bosna, Suriye, Yemen ve diğer İslam coğrafyasındaki icraatları ise hiçbir sıbğa ile kapanamaz.

          Tabi yirminci asırda hürriyet teraneleri, eşitlik söylevleri, medeniyet göstergelerine çağdaşlık çemberine düşenlerin bu kavramları reddedip İslam ve cihad şuurunu anlamasını beklemek dudaksız bir insandan mumu söndürmesini beklemek gibi bir şey.

          O halde cihad potansiyeline sahip bir milletin uyanmasına elbette hayır diyecekler.

          İslam tebliğinin fikirden fiiliyata geçmesine de hayır diyecekler.

          Hudeybiye ile başlayan Osmanlı ile zirve bulan İla-yı Kelimetullah davasına da hayır diyecekler.

          Sevr ile başlayan Mondros’la devam eden Lozan’la bir ümmeti zincire vuran prangaların parçalanmasına da hayır diyecekler elbette.

          Referanduma beş kala neden mi EVET diyoruz. Kaybettiğimiz şuurumuz, silinen hafızamızı yani kimliğimizi kazanmak için.

hatemdergisi.com

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...