Yazarlar

         erdal yukselAczmendiler'e derler ki: Öyle zikir mi olurmuş; düzensiz, karışık, herkes kafasına göre hoplar, zıplar, saçlarını savurur. Oysa bak şu falan tarikatın zikrine nasıl düzenli, askeri bir intizam halinde, kimse umumi ritmi bozmaz.

     Ben de derim ki: Kalbini Efendi Hazretleri'ne bağlayıp; nurani silsileden akarak gelen ve Risale-i Nur’dan almış harlı alev 'Aczi'nin sinesini doldurmuştur. Kafasını Allah diye yukarıdan alıp kalbine savurduğunda daha da harlanarak yanan ateş sarmış Acziyi. Hal buyken düzen mi kalır intizam mı kalır?! Yanan odun gibi Allah Allah diyerek çıtırdar. Kim tutar 'Aczi'yi. Alevler dalga dalga yükselir de yükselir. Ne intizamı ne düzeni.
     Yani diyeceğim o ki: Bilen bilir o 'Aczi' zikrini ve susar, çünkü ateşin yaktığı sinenin figanının, dilin lisanın da tasviri yoktur. Bilmeyen ise konuşur durur.
     ZİKİR BAŞLIYOR
     Efdalü'z-zikri fa’lem ennehu lailahe illallah.
     Başını sağ taraftan 'la ilahe' diyerek alıp, sol tarafa 'illallah' diye vurmaya başlar 'Aczi'. Bu vuruşlar kalbe darbeler gönderir. Kalbe gelen bu darbeler kalbin masivaullah bağlarına birer birer inmeye başlar. Darbelerin biri dünya sevgisine, biri para sevgisine, biri makam sevgisine, biri Allah rızası için olmayan evlat sevgisine… iner. 
     Eğer rabıtasız, intisapsız biri bu zikri bireysel yapıyorsa: Nefis yeni ahir zaman enstrümanlarıyla donanmış güçlü haliyle bu inen darbelere karşı öyle bir müdafaaya geçer ki tek kişilik imanla, metanetle bu nefsin müdafaasını kırıp tevhide vasıl olmak çok müşküldür. Hatta büyük ihtimalle nefsin bu mücadeleyi kazanması neticesinde kalbin masivaullahla bağı daha da güçlenir. Dünyaperestliği artarak tevhidden uzaklaşıp şirke girişi ziyadeleşir. O yüzdendir ki kelime-i tevhid ya cemaat olarak toplu çekmeli ya da tek başına çekiyorsa da mürşitle rabıtalı olarak ve sevabı ona bağışlanarak çekilmeli.
     Mürşid huzurunda toplu olarak yapılan halka-i zikir en etkilisidir. Çünkü:
     1) Halkadaki her bir kardeşin lailahe illallah deyişindeki bütün manevi güçler toplanır.   
     2) Zikir başladığında halkanın ortasına Resulullah’tan(A.S.M) başlayıp Sultan Hazretleri'ne kadar olan mübarek Risale-i Nur silsilesinin ruhaniyetleri gelir. 'Acziler'in her birinden çıkıp toplanan kelime-i tevhidi alırlar ve onlara kendi maneviyatlarını ve Risale-i Nur’un ahirzamana özel güçlü tesiratını katarak o toplanan zikirlere özel bir hüviyet kazandırırlar.
     3) Yeni hüviyet kazandırılmış o toplu zikri alıp mürşidimiz Efendimiz'e verirler.
     4) Mürşidimiz de onu alır halkadaki her bir 'Aczi'nin kalbine gönderir. Bu göndermede bölüp, paylaştırma yoktur. Nuraniyet sırrıyla ve ayna-lamba temsilindeki sırla şahımız her bir 'Aczi'nin kalbine silsileden aldığı o yeni hüviyetli zikri aynıyla gönderir. 'Aczi'nin kalbindeki o masivaullah bağları bu yeni gelen zikir darbelerine dayanamaz ve paramparça olur. Nefis müdafaaya cesaret edemez. Artık 'Aczi'nin kalbinin masivaullah bağları kopmuş olarak tevhid nurlarının akışına mukabil durur. Tabii ki bu durum kişinin kabiliyetine göre, teslimiyetine göre değişir.
     Masivaullahtan bağları kopmuş ve tevhid nurları dolmuş Aczide başta cezbe haliyle hoş bir sarhoşluk olur. Sonra sıcağı geçince acıyan yara gibi sonradan sıkıntılı haller başlar. Çünkü manevi bir ameliyat-ı cerrahiye geçirmiş yani masivaullahla kalbin bağları kesilmiş ve yerine tevhid nurları doldurulmuş. Kalbe dolan bu tevhid nurlarıyla hemhal olana kadar canı yanar.
     İşte bu sıkıntılı hali fırsata dönüştürmeye çalışan nefis şeytandan yardım ister. Şeytan koşar. 'Aczi'nin bu ameliyat yaralarının acımasını ona başka türlü anlatarak vesvese verir. Şeytan der ki: "Bu sıkıntıların daim olacak, bak nasıl eskiden huşu ile, huzur ile ibadet ederdin. Bir de şimdiki haline bak! İbadet, taat eziyet geliyor. Bir müddet cemaate, derse, zikre iştirak etme."  Eğer 'Aczi' buna kanarsa vartaya düşer. Ameliyat-ı cerrahiyeden gelen yaraların acısının mahiyetini yanlış anladığı için cemaate karşı bir soğuma gelir. Cemaatteki arkadaşlarına karşı asabiyet büyütür ve onlara karşı tahammülsüzlük etmeye başlar. Derken kavga, gürültü, fitne filizlenmeye başlar.
     Bu vartaya düşmemek için bu ameliyat acılarına karşı sabır lazım. Eğer bu sıkıntılı sürecin asıl mahiyeti olan ameliyat-ı cerrahiyenin şifa müjdeleri olduğunu bilirsek sabrımız dağılmaz, güçlenir.
     Bu acılı iyileşme sürecinde
     1) Zikre devam.
     2) Risale-i Nur meşguliyetine (özellikle yazıya) devam.
     3) Cemaatle irtibatta ifrata devam.
     ALLAH HİSSEMİZİ ZİYADELEŞTİRE.
     Erdel YÜKSEL / HaberCedid.com

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...