Yazarlar

erdal yukselEy insanoğlu hoş geldin! Envar-ı tevhid beldesine hoş geldin. Burası; Risale-i Nur’un, Kur’an’ın, zikr-i İlahinin, İslam’ın, şeriatın sağnak sağnak yağdığı; şirkin, küfrün, bid’aların giremediği müstesna bir mekandır. Hoşgeldin.

 

 

Erdal YÜKSEL / Hatemdergisi.com

Malatya’dan Elaziz’e giderken, Elaziz’e yaklaşık 25 km kala sol tarafta bir patika yol sapağı vardır. Üzerinde CUMA ÇİFTLİĞİ yazan tabelası vardır…

Otobüs Malatya’dan Elaziz’e doğru yola çıkmıştır. Kalbimde kalibresi artan bir heyecan başlar. Tokat’tan Malatya’ya kadar kah uyumuşum, kah uyanık kalmışım fakat artık otobüs Malatya’dan çıkmıştır. Uyku yok heyecan var, sevinç var. Vuslata az kaldı. Otobüs ilerledikçe göğüs kafesim kalbime dar gelmeye başladı. Gözüm yolda, Cuma Çiftliği sapağını kaçırmak istemiyorum. Otobüsün içindeki sesler; koltuk arkadaşım olan yaşlı amcanın soruları, askerlik anıları, motorun sesi hepsi tek bir sese indirgendi. Ve farkındalığı minimize edilerek, zihnimin dikkat sınırları dışına atıldı.Duyuyordum fakat farkında değildim. Her bir köy tabelasını dikkatle okuyordum; Cuma Çiftliği tabelasını kaçırmak istemiyordum.

Uzaktan tabela gözüktü: ‘CUMA ÇİFTLİĞİ’. Sevinç, sevgi, heyecan tüm benliğimi şoklamıştı.Şoförü, muavini, yanımdaki yaşlı amcayı çok seviyordum. Hatta amcanın anlattığı hayırsız oğlu için dua ettim. Amcanın eşi 10 sene önce ölmüş, ona dünya güzeli bir eş ve 17’sinde bir genç gibi bir iktidar hali için dua ettim. Çok mutluydum. Muavine olanca sevecen, kibar, mutlu ses tonumla “Cuma Çiftliği’nde inebilirmiyim” dedim. Muavin bu sevgi dozu yüksek soruma anlam veremeden şaşırdı. ”Tamam abi” dedi. Otobüs durdu, kalbim de otobüse iktidaen durdu. Koltuk arkadaşım olan amcamla helalleştim ve indim. Otobüs hareket etti. Ben yol kenarında bir müddet durdum. Kalbimin göğüs kafesimi kırıp fırlamasına engel olmaya çalışıyordum.

Ayaklarımın değdiği o patika yolun başlangıcındaki toprakta bir canlılık vardı. Ve bana diyordu ki:

“Ey insanoğlu hoş geldin! Envar-ı tevhid beldesine hoş geldin. Burası; Risale-i Nur’un, Kur’an’ın, zikr-i İlahinin, İslam’ın, şeriatın sağnak sağnak yağdığı; şirkin, küfrün, bid’aların giremediği müstesna bir mekandır. Hoşgeldin. Ben yani toprak; içimdeki çakılımla, karıncamla, türlü hayvancık ve bitkilerimle nelere şahit oldum bir bilsen. Alem-i berzahdan, alem-i şehadetten, melekler aleminden akın akın nurani zatlar gelir buraya. Ve benim üzerime basarlar, yürürler oraya doğru.

Ey insanoğlu! Ne şanslısın ki sen de o mübarek silsilenin ayak izleriyle nurlara bulanmış bu toprak yolda birazdan yürüyeceksin. Ve saadet meclisine dahil olacaksın.

Ey insanoğlu! Ben toprak olarak kasem ederek söylüyorum ki: Ecel gelip seni bulduğunda, mezarında seni örten toprağa şahitlik yapıp söyleyeceğim; bu insanoğlu Allah rızası için, muhabbetle mübareklerin üzerinden yürüdüğü yolda yürüyerek, nazargah-ı İlahi olan dost meclisine gitmiştir. Onu sıkma, o benim sana emanetimdir. Onu rahat ettir. İzn-i İlahi ile söyleyeceğim.”

Toprağın lisan-ı haliyle söylediği bu sözden sonra o yoğun heyecan ve sevinç sükun buldu. Yerine, musiki terennümü haletinde zikirle atan bir kalp ve tatlı bir huzur yerini aldı. Çiftliğe doğru yürümeye başladım. Her bir adımın ruhani lezzetlerini duya duya, yavaş yavaş yürüyordum. Ayakkabıma, şalvarın paçalarına bulaşan tozlar şeref madalyası gibi bana gurur veriyordu.

Yolun yarısında durdum. Geriye, arabaların geçtiği Elaziz-Malatya karayoluna baktım. Çantamdaki dünyaya ait her şeyi oraya bıraktım. Annemi, hanımımı, arabamı, işimi, borcumu, alacağımı… her şeyi orada bıraktım. Çantamı tedbir olsun diye son bir kez kontrol ettim. İçinde dünyaya ait hiçbir şey olmamalı. Çünkü dünyaya ait olan bir şey bana çiftlikte sıkıntı verir. Tekrar başladım yürümeye.

Artık çiftlikteyim. Envar-ı tevhid mekanındayım. Burada nur, burada huzur, burada şeriat, burada hayatın üstünde bir hayat, burada tevhid delilleri, burada can kardeşler, burada Sultan-ı Zişan var.

Kardeşlerle musafaha yapıyorum. Hepsi benim ciğerim. Kucakladığım her bir kardeşin yüzüme değen sakalıyla, ruhumda asılı ağır sıkletler hafifleyip tevhid semalarında uçuşan balonlara dönüşüyor.

Mescidin önünde durdum ve baktım. Fark ettiklerimi karşılayan literatürümde kelimeler yok. Kendimi oraya bıraktım. Çünkü kendim yanımda olmadan temaşa ettiklerimi, kendim yanımdayken perdeleniyor ve göremiyorum.

Sakın yanlış anlamayın, ben makam sahibiyim de bunları görüyor değilim. Oraya niyet-i halise ile gelip bakan herkes bunları görür.

Sonra namaz vakti Hacı Efendi geldi. Avludaki hepimizi tebessüm eşliğinde süzdü. Üzerimizdeki; nefsimize, ruhumuza asılı son sıkletleri de süpürdü aldı.

SUAL: Sen biraz fazla şiir aleminde kalmışsın. Her şeyi şiire malzeme yapacak şekilde abartıyorsun. Başka yerlerde de buraya benzer İslami tedrisat yapan yerler var. Sizin ne farkınız var?

CEVAP: Risale-i Nur kıyamete kadarki zamanın İslam programıdır. İkinci devre olan Hilafet-i Muhammediye ünvanıyla şeriatı icra tatbik bölümünün ilk harfi, besmelesi Cuma Çiftliği’dir. Bu küçük mekan süt okyanusundaki bir kaşık yoğurttur. Bütün okyanus o bir kaşık yoğurt sayesinde kısa bir süre sonra tamamıyle yoğurt olacaktır. Burada tedrisi yapılan; Kur’an eğitiminin, hatt-ı Kur’an eğitiminin, Risale-i Nur eğitiminin hepsinde bu mana vardır. O yüzden buradaki faaliyetlerin diğer yerlerdeki benzerleriyle kıyas götürmez bir farklılığı ve üstünlüğü vardır.

YANİ CUMA ÇİFTİLİĞİ; ÜMMET-İ MUHAMMEDİN NURANİ İSTİKBALİNE AÇILAN BİR KAPI, O NURANİ İSTİKBAL SAYFASININ BESMELESİDİR.

Şimdi bu soruyu bana soran muhatabım, sana söylüyorum. Giriş bölümünde yaptığım tasviratla abartmış mıyım yada o ala-yı muallayı tasvirde kalemim sönük mü kalmış? Zerre insafı olan kalemimin tasvirde sönük kaldığına hükmeder.    

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...