Medya Yazarları

abdulmetin1Hem mektep, hem medrese, hem tekke hükmünde, 24 saat talim ve tedris faaliyetinde bulunacak bir projeyi; yersiz, anlamsız ve gereksiz görüyorlar ve göstermek istiyorlar.

     Zira onlar "sömürülmüş zihniyetlerine güçlük çıkarmayacak, sömürülebilir müslümanlar istiyorlar”.

 

 

     Abdulmetin SAYIN / Hatem Dergisi

     Diyanet İşleri Başkanı, 15 Temmuz sonrası bir canlı yayın programında,

     "FETÖ'nün küresel bir proje olduğunu" beyan edip, hedefin "kolay sömürülebilirlik için sömürge aydınları yetiştirmek" olduğunu söyleyip, iki mühim delil sunuyor.

     Birinci delili; Kazakistan eski müftüsünün bu yapıyla ilgili bizzat sayın Görmez'e ilettiği şikayetler.

     Kazakistan müftüsü Görmez'e şunları söylüyor;

     "Bu yapıyla irtibatı olanlarda üç mühim tehlike görüyorum;

     _ Bu yapıyla irtibatı olanların aile bağları zayıflıyor. Yapıya bağlılık ailenin önüne geçiyor.

     _ Bu yapıyla irtibatı olanların, Millet bağı kopuyor.

     _ Bu yapıya bağlananların ümmet mefkuresi kayboluyor"

     Görmez'in ikinci delili ise, Burkina Faso'dan gelen Müslüman bir heyetin kendisiyle paylaştıkları. Bu heyet, Görmez'e şunları söylüyor;

     "Bizler üç sebeple bu yapıdan nefret ettik. Lakin bir saik ile onlara olan nefretimizi bastırdık.

     Nefret ettik çünkü,

     _ Bunlar hiç fakir sevmediler. Eğitim kurumlarına hep zenginlerin çocuklarını alıp, güç devşirdiler.

     _ Her zaman Hıristiyanları bize tercih ettiler.

     _ Hiçbir faaliyetlerinde İslami alametlere yer vermediler. Programlarında iki satır Kur'an tilavetinde bulunmadıkları gibi, bir küçük mescit dahi açmadılar.

     Tüm bunlara rağmen onlara tahammül ettik. Çünkü, Türkiye’den geldiler”

     Görmez'in 40 yılda göremediğini, Müslümanlık öğretmeye çalıştıkları 40 haftada görmüşlerdi.

     Görmez, görememişti. Çünkü, başkalarına atfen söylediği "sömürge aydını" tespiti, başında bulunduğu Diyanet teşkilatı hakkında fazlasıyla vakiydi. FETÖ, hükümeti hedefine koyup, açıktan savaş açmasa, her hangi bir darbeye girişmemiş olsa; Gülen’e bir 40 yıl daha hürmet edecek, vakıf ve derneklerini destekleyecek kadar körlerdi.

     Basiretleri sömürülmüş, ferasetleri asimile edilmişti…

     Bugün "gördük" dediklerine bakmayın. Aslında gördük zannettikleri, körlüklerinin zifiriliği...

     Şöyle ki;

     _Sınav sorularını çaldıklarını,

     _Devlete paralel yapı oluşturduklarını,

     _Adalet ve Emniyet başta olmak üzere, kurumları menfaatleri doğrultusunda çalıştırdıklarını,

     _Darbe teşebbüsünde bulunduklarını, görmüşler...

     Allah aşkına, siz diyanet cenahının aydınlarına, bilmişlerine, alimlerine, vaizlerine, fakihlerine, muhaddislerine bu yapının dünyevi ve siyasi tehlikelerini değil, ahirete, dine ve diyanete dair, mahzurlarını, tahriplerini görmek ve göstermek daha ziyade yakışmaz mıydı ?

     Ve elan da görmüyor ve göstermiyor oluşunuz, cehaletteki derinlik değil mi ?

     Rus, sömürüsünden yeni çıkmış, Tacikistan Müftüsü kadar da mı basiretiniz kalmadı ?

     Bir avuç Burkina Faso Müslüman'larının gösterdiği ferasetten de mi utanmıyor musunuz ?

     "Bunda utanacak ne var ?" dediğinizi duyar gibiyim.

     Duyduklarım doğruysa ve Rabbimiz imdat buyurmazsa, nice kırk yıllar daha "sömürülmüş zihniyetinizin" bedelini ödeyeceğiz.

     Makalemizin nihayetinde söylediklerimize delil hükmünde, güncel bir hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

     Üyesi bulunmaktan şeref duyduğum, Hacı Hulusi Bey Derneği'nin Medresetüzzehra ruhunda faaliyette bulunacak bir Külliye projesi var.

     Hafriyat çalışmaları biten bu proje, betonarme merhalesinde "sömürge aydını" zihniyetçe durduruldu. Durdurma gerekçeleri, kendileri hakkındaki tespitimizde haksızlık etmediğimizin ispatı hükmünde. Gerekçelerinde;

     "Bulunduğunuz yerde bu çapta bir camiye ihtiyaç yok" diyorlar.

     Onlar için cami demek; beş vakit ezan okunan, namaz vakitlerinde cemaati bir araya toplayan, bir yapıttan ibaret.

     Hem mektep, hem medrese, hem tekke hükmünde, 24 saat talim ve tedris faaliyetinde bulunacak bir projeyi; yersiz, anlamsız ve gereksiz görüyorlar ve göstermek istiyorlar.

     Zira onlar "sömürülmüş zihniyetlerine güçlük çıkarmayacak, sömürülebilir müslümanlar istiyorlar”.

     Beyhude efendiler...

     Biz, o külliyeyi kurduk bile,

     Talim ve tedrisini yaptık bile,

     Mahsulünü Arş-ı alâ’ya sunduk bile,

     Mahrumiyetinizden başkası kalmadı geriye...

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...