Medya Yazarları

mustafasabribeserAlttan ailenin öneminden bahsedip, üstten feminist uygulamalara yol vermenin âlemi yok

 

Söylemler ile eylemler birbirine uymadığı vakit ortaya ilginç tablolar çıkıyor. İşte o zaman insanın ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ diyesi geliyor.

Geçtiğimiz Cuma günü camilerde ailenin önemi hakkında bir hutbe irat edildi.

Diyanet tarafından hazırlanan hutbede aile olmanın önemine vurgu yapılarak eşler arasında, anne-baba ve çocuklar arasında ve diğer aile fertleri olan büyükanne ile büyükbaba arasında mutlu ve huzurlu bir aile ilişkisi olmasının önemine değinildi.

Hazırlanan hutbe elbette ki olması gerekeni yansıtıyor. Ancak hayatın her yönünde uygulanan ve bizzat devlet kurumları tarafından desteklenen bazı uygulamalar bu hutbeye ne kadar destek sağlıyor acaba?

Veya başka bir deyişle hayatın gerçekleri Diyanet'in idealleri ile ne kadar örtüşüyor acaba?

Mesela kadının yerinin evi olduğu ve çocuklarına annelik yapmasının topluma daha faydalı olacağı söylemi ile kadın istihdamını yüzde 41’eçıkarma hedefi ne kadar uyuşuyor acaba?

Bir yanda kadının evinde olmasının daha iyi olduğunu söyleyeceksiniz diğer taraftan kadını evinden çıkarmak, annelik vazifesini yapmaktan alıkoyacak hedefler koyacaksınız?

Ben bu iki söylem ve eylem arasında bir bağ kuramıyorum tam tersi birbirini yok eden iki söylem var ortada.

Mesela çocuğun annesi ile birlikte olmasının onun gelişimi için gerekliolduğu söylemi ile anaokulunu zorunlu hale getirme eylemi uyuşuyor mu sizce?

Bir taraftan aileyi korumak gerektiğini söyleyeceğiz ama diğer taraftan sivil toplum, siyaset gibi alanlarda rol model olan boşanmış veya bekâr bayanların sayısındaki hızlı artışa engel olamayacağız…

Anneliğin kutsal bir meslek olduğunu söyleyeceğiz ama çalışan annelere değil çalışan kadınlara daha fazla destek ve imkân sunmanın yollarını açacağız…

Bu örnekleri daha da artırabiliriz.

Demem şu ki, eğer ailenin önemini vurguluyorsak bunu destekleyecek eylemlere ihtiyacımız var.

Feminizm adı altında ailenin köküne kibrit suyu dökülmesine izin vermememiz gerekiyor.

Çocukların küçük yaşta annelerinden uzaklaşmasını gerektirecekzorunlu uygulamaları hayata geçirmememiz gerekiyor.

Çalışan kadını değil tam tersini annelik kurumunu desteklememiz gerekiyor…

Nuri Pakdil’in sözlerini hatırlatmak isterim;
"Gel Anne ol,
Çünkü anne,
Bir çocuktan, bir “Kudüs” yapar."

Evlatların ve bütün toplumun yüreğini umut ile yeşerten, attığı her adımın kararlılığını onun gücünden alan, vefakarlığın, hizmetin, merhametin bütün nişanelerini göğsünde taşıyan ‘anne’ mefhumunu feminist söylemler ile yok etmenin bir anlamı var mı?

Dijital ve sözüm ona modern dünya her an duyarlılığını zaten yitiriyor!

Aile mefhumundan uzaklaşarak sadece benmerkezci bir yaşam standardı ile müstakil hayatlar peydahlanıyor!

Birkaç yıl önce Prof. Dr. Ergün Yıldırım’ın bir yazısını okuduğumu anımsadım bu yazıyı kaleme alırken.

İnternet üzerinden yazıyı aradım ve buldum. “Kadın Ev’in Direğidir!”başlıklı yazısının özeti mukabilinde bir paragrafı sizlerle paylaşmış olmakla bu meselenin özünü aslında söylemiş olalım; “Ev, kadının direk olduğu hayat varlığıdır. Direk, kadim geleneklerde bütün kâinatı ayakta tutan kozmolojik bir semboldür. Kadının evden çekilmesi, evi taşıyan direğin yıkılmasıdır. Anneliğin çöküşü ve doğurganlığın ölümüdür. Erkeğin, ruhsal düzeninin bozulmasıdır. Çünkü evin direği yoksa, o evin altında yaşayan erkek de bu yıkıntının altında mahvolmaya mahkumdur.”

Velhasıl-ı kelam, devlet ve millet olarak tek telden tek yürekten konuşmamız gerekiyor.

Yoksa “Altı Tophane, üstü Şişhane” nev’inden birbiriyle uymayan söylem ve eylemlerle bir yere varmamız mümkün değil.

Alttan ailenin öneminden bahsedip, üstten feminist uygulamalara yol vermenin âlemi yok…

“Dostlar alışverişte görsün” nevi bir yaklaşımla bir yere varamayız…

Başta devlet olmak üzere millet olarak bir an önce söylem ve eylem birliğini yakalayamayız.

Yoksa “Madem dininiz bu kadar güzel şeyler söylüyor niye bunu hayata geçirmiyorsunuz kardeşim” derler adama…

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...