Memleketimizden Haberler

mb

 

“1211 Sayılı Kanun”la kurulan Merkez Bankası’nın “görev”leri arasında, “ülke ve hükümet menfaatlerini gözetmek” gibi bir ifade varmış!.. 

Ama, yakın bir zamanda çıkarılmış bu madde!.. 

Ne zaman mı?.. 

Kemal Derwish, ABD’den “ithal” edildikten sonra!..  

 

 

 

YeniAkit'ten rahmetli Hasan Karakaya'nın 2014 tarihli bir yazısı: 

 

Paradaki sır... Niye “Cumhuriyeti” değil de “Cumhuriyet”?!?

Bugün, hiç de “ilgim olmayan” bir konuya, evet “faiz” ve “para” meselesine girmek istiyorum... Girmek istiyorum, çünkü Başbakan Tayyip Erdoğan ile Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı arasındaki “faiz tartışması”nın kökü, hem“çok eskilere” hem de “çok derinlere” uzanıyor.

Malûm; Başbakan Tayyip Erdoğan, Merkez Bankası’nın “faiz indirimi”ne gitmemesi üzerine şöyle demişti:

“Merkez Bankası bağımsızdır ama kanaat açıklamak da bir Başbakan’ın hakkıdır. Çünkü enflasyon yükselince vatandaş hesabını Merkez Bankası’na sormaz. Faizi yükseltirken 5 puan birden yükseltiyorsun, şimdi geliyorsun yarım puan indiriyorsun. Sen dalga mı geçiyorsun?” 

Ve eklemişti:

“Faiz yüksek olunca, enflasyon da yüksek oluyor... Çünkü faiz sebeptir, enflasyon neticedir... Bakın, enflasyon düşmüyor... Niye?.. Çünkü, faiz yüksek!”

İNGİLTERE’DEKİ TOPLANTI

Başbakan “faizin düşürülmesini” isterken, Merkez Bankası, buna niye direniyor?

Takvim’den Ergün Diler önceki günkü yazısında, Erdem Başçı’nın, yaklaşık 6 ay önce İngiltere’ye gittiğini... Orada “çok özel temaslar”da bulunduğunu... Görüşmelerde ana konunun “Türkiye” olduğunu... Yemekler yenildikten, kahveler içildikten sonra, Erdem Başçı’nın İngilizlere; “Siz hiç merak etmeyin, ben faizi asla indirmem” sözünü verdiğini iddia ediyordu.

“Faizlerin indirilmemesi”nde, bu “görüşme”nin ve bu “iddia”nın rolü var mıdır, elbette bilemiyorum.

Ama benim, “Merkez Bankası” ile ilgili “çok daha derin kuşkularım” var... Ve bu kuşkularımı da, “bundan 11 yıl önce” yani 2 Haziran 2003’teki Ayna’da dile getirmiştim. Başbakan Tayyip Erdoğan, 31 Mayıs 2003’te yapılan TOBB Genel Kurulu’nda da, yine “yüksek faiz”den yakınıyor ve diyordu ki;

“Şu anda, piyasalardan sadece döviz toplamakla bu iş çözülmez... Aynı zamanda faiz oranlarını da düşürmeye mecburuz!” 

İyi de, kim düşürecek faizi?.. 

Elbette Merkez Bankası!.. 

CEBİNİZDEKİ PARAYA BAKIN!

İşte, bütün “yakınmaların adresi” olan Merkez Bankası’nı bu olay vesilesiyle merak etmiş ve o günlerde birkaç telefon görüşmesi yapmıştım...

“Uzman”ların bana söyledikleri şu olmuştu: “Madem Merkez Bankası’nı merak ediyorsun; işe, önce cebindeki kâğıt paradan başla!” 

Başladım... 

Cebimdeki irili-ufaklı bütün “banknot”ları çıkarıp, serdim masanın üzerine... 

Ve “bugüne kadar fark etmediğim”, belki sizlerin de fark etmediği bir şeyi fark ettim. 

Bütün “kâğıt para”ların üzerinde, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası”yazıyordu!..  Dikkat edin; “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası” değil, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası!” 

İlk önce, bir “baskı hatası” olduğunu düşündüm!... 

Ama, hepsi de “hatalı” olamazdı ya!.. 

Gerçekten “hata” değilmiş...

Bu durum, “Merkez Bankası’nın tarihsel gelişimi” ile ilgiliymiş...

Merkez Bankası, 1930 yılında çıkan bir kanunla karma yapıda bir anonim şirketolarak kurulmuş!.. Banka kurulduğunda “devletin payı” sadece “yüzde 15” imiş ve ilk isminde “Türkiye” ibaresi de yokmuş. 

Banka kurulduğunda, hisseleri halka ilân ile satılan, “çok sayıda yerli ve yabancı ortağı olan karma yapıda bir anonim şirket” görünümündeymiş!... Bankanın adına “Cumhuriyet” kelimesi, o zamana kadar “para basma hakkı”nı elinde bulunduran Osmanlı Bankası’ndan farklı olduğunu ve “Cumhuriyet dönemi”nde kurulduğunu göstermek için konulmuş!.. 

Anlayacağınız; ilk kurulduğunda “Cumhuriyet Merkez Bankası” imiş!.. 

“Türkiye” ibaresi çok sonradan eklenmiş!

Ne var ki; “devlet payı”nın sadece “yüzde 15” olması ve “karma yapıda bir anonim şirket” özelliği taşıması dolayısıyla, bankanın adında yer alan “Cumhuriyet” kelimesine “devlete aidiyet”ini gösteren “İ” harfi ilâve edilmemiş!.. 

Sizin anlayacağınız; Merkez Bankası, “Türkiye Cumhuriyeti’ne ait” değil!.. “Türk Liraları”nı basıyor ama Türkiye Cumhuriyeti’ne ait değil!.. 

“Karma” yapıda, bir “anonim” şirket!.. 

İLK ORTAKLARI KİMDİ? 

1930 yılında “devlet payı”nın sadece “yüzde 15” olduğu Merkez Bankası’nda, “başka pay sahipleri” de varmış!.. 

Merak ettim, geri kalan “yüzde 85 pay” acaba kimlere aitti?.. 

Hepsi “yerli” miydi, yoksa “yabancılar” da var mıydı aralarında?.. 

Eğer varsa; 

Bu “yabancı”lar “hangi ülke”nin vatandaşlarıydı ve “hangi din”e mensuptular?

Uzmanlar;

“Orada kal” demişlerdi.

Kalmıştım ama sormuştum:

“Devlet payı, hâlâ aynı oranda mı?..” 

Öyle ya; hâlâ “Cumhuriyeti” değil, “Cumhuriyet” yazıyor banknotların üzerinde!

“Hayır” demişti uzmanlar; 

“Gerçi anonim şirket olma özelliği aynen devam ediyor ama, devletin payı epey yükseldi!” 

Yüzde 51’i Hazine’nin, yüzde 21’i de Ziraat Bankası’nınmış!.. 

Geri kalan “yüzde 28” kimin?.. 

Dedik ya; 

“Anonim!” 

Yani, irili-ufaklı herkesin payı var!.. 

Ve de; 

“Merkez Bankası’nın kararları”nda; az veya çok, bu “ortak”lar da söz sahibi!.. 

Dolayısıyla; 

“Yüzde 51 payı” olmasına rağmen, tek başına Hazine’nin sözü geçmiyor!.. 

Geçemiyor!.. Geçirtmiyorlar!.. 

HAZİNE’YE “KAPİK” YOK! 

Alın size bir “ilginçlik” daha... 

“1211 Sayılı Kanun”la kurulan Merkez Bankası’nın “görev”leri arasında, “ülke ve hükümet menfaatlerini gözetmek” gibi bir ifade varmış!.. 

Ama, yakın bir zamanda çıkarılmış bu madde!.. 

Ne zaman mı?.. 

Kemal Derwish, ABD’den “ithal” edildikten sonra!.. 

Hani, Meclis’te IMF’nin dayattığı “15 günde 15 yasa” görüşmeleri vardı ya, işte o zaman!.. 

4. Madde’nin, 25.4.2001 tarih ve 4651 Sayılı Kanun’la değiştirilen şeklinde, öyle bir ifade konulmuş ki; gel de dokun, dokunabilirsen Merkez’e!.. 

O madde, şöyleymiş: 

“Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisi belirler...” 

Duruun, daha bitmedi!.. 

Merkez Bankası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair 25 Nisan 2001 tarihli ve 4651 sayılı bu Kanun’un 56. maddesi, 5 Kasım 2001 tarihinde yürürlüğe girmiş!.. Buna göre, Merkez Bankası, 5 Kasım 2001’den itibaren Hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarına avans veremeyecek, kredi açamayacak bir hüviyete büründürülmüş!

Düşünebiliyor musunuz; 

Merkez Bankası’ndaki “Hazine’nin payı yüzde 51”dir ama; Banka’nın Hazine’ye “avans” vermesi, ya da “kredi” açması engellenmiş!.. 

Böylece; bir anlamda “başına buyruk” bir hüviyete büründürülmüş banka!.. 

Bunu öğrenince, merakla sordum “uzman”lara: 

“Bu durumda hiç mi müdahale edilemez Merkez Bankası’na?.. Ne yani, devletten bağımsız bir kuruluş mu bu?” 

“İşte” dedi; 

“Olayın püf noktası, bu soruda!” 

Devam etti; 

“Evet, Merkez Bankası özerktir, ama bağımsız değildir!.. Türk Ticaret Kanunu’na tabidir!.. Hazine; büyük ortak olarak; eğer bir sakatlık görürse, hesaplarını ibra etmeyebilir!.. Ya da olağanüstü kongre talebinde bulunur ve hesap sorabilir!.. Ama, her ne hikmetse, her kongrede ibra edilir bu hesaplar!.. Yani, aklarlar Merkez Bankası yönetimini!.. 

Hesap sormazlar!..”

HAZİNE’NİN PAYI YÜZDE 55

Haa, 1930 yılında, yani Atatürk döneminde kurulan ve o yıllarda “Devlet’in payının sadece yüzde 15 olduğu” Merkez Bankası, hep böyle mi kalmış?..

Elbette hayır!..

Devletin ana damarı olan Merkez Bankası’nda 1931’den 1970’e kadar Devlet’in yüzde 15, Devlet dışındakilerin yüzde 85 hissesi vardı... 1970’de Devletin hissesi yüzde 51’e çıkarıldı. 

2002’de iktidara gelen AK Parti Hükümeti ise, “Devletin payı”nı “yüzde 55”lere çıkardı!..

Merkez Bankası’nda, Hazine ve Ziraat Bankası’nın dışında, başka banka ve kuruluşların “toplam yüzde 13 hisse”leri var... Hazine ve Ziraat’in toplam hisselerinin “yüzde 74” olduğu düşünüldüğünde, geri kalan “yüzde 12’lik hisse”nin “kimlere ait olduğu” bir “sır” gibi saklanıyor ve asla açıklanmıyor!.. O hisseler, “diğer” bahsinde geçiyor ama o “diğer”ler kimdir, belli değil!’

YÜZDE 12 KİMLERİN?

Bu “yüzde 12’de”; meselâ “İngilizler”in, ya da Rotschild veya Rockefellerailelerinin payı var mıdır?..

Yoksa niye açıklanmıyor?..

Varsa niye açıklanmıyor?.

Gördünüz ya; “faizlerin yüksekliği”nden ve cebimizdeki “banknot”lardan yola çıkıp, nerelere geldik?

Doğrusu, bu “para denizi”nde kulaç ata ata yoruldum. 

Ve sordum kendi kendime: 

“Merkez Bankası bizim mi?” 

Bizimse; paraların üzerinden niye “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası”yazıyor?

“Aidiyet” eki olan “İ” nerede?.. 

Ve ayrıca; “yüzde 55 pay sahibi” olmasına rağmen, Hazine, niye “hesap”soramıyor, “faiz”leri niye düşürtemiyor?.. 

Sözün özü; 

“Özerk”liğin de ötesinde, “bağımsız” mı bu banka?.. 

Ya da; “kime, kimlere bağlı?”

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...