Risale-i Nur Nedir?

sondurulmez nur"Kur'ân'ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim" 

        Risale-i Nur, süfyaniyet ve deccaliyetin memleketimizde ve dünyada, tarihte emsali asla vuku' bulmamış azîm ve acîb inkilablar ile yaptığı tahribat ve imansızlık cereyanına mukabil, hamlesini üç devreye ayırmış cihanşümul bir kıyamın bütün düsturlarını hâvî, ilham-ı Rabbani bir eser ve o eserin üzerine bina edilmiş hareketin adıdır. Kur'an-ı Azimüşşan'ın ilimde ve kıyamda, irtidad hareketlerine karşı çektiği elmas bir kılınçtır. Risale-i Nur'un ilmi ne şarkın ulûmundan ne de garbın felsefesinden alınmış bir ilim olmayıp nev'i şahsına münhasır bir ilimdir. Kur'an-ı Hakîm'den muktebes olup ahirzaman hadisatı içerisinde ehl-i imanın küfürle mücadelesinde yegâne düsturlar mecmuasıdır.

       Hicrî 1300'lerin müceddidi olan Hz.Bediüzzaman Said Nursi'nin (ra), genç bir molla olarak Van'da iken, İslam'ın amansız düşmanı olan İngiliz'in Müstemlekat Nazırı'nın "bu Kur'an İslamların elinde bulundukça biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur'an'ı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur'an'dan soğutmalıyız" ifadeleri haberine mukabil, "Kur'ân'ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim" diyerek, âlî bir himmet ve gayret ile hizmete başlamasının bir nevi neticesidir Risale-i Nur. Hz.Bediüzzaman (ra), müellifi olduğu eserleri ve tesis ettiği hareket ile hem kendisini tarif ederek nasıl bir müslüman olmanın lazım geldiğini hem de kendisi gibi olmak isteyenlere hareket düsturlarını ve istikameti göstermiştir.

       Risale-i Nur ve hareketinin hedefinde üç mesele vardır:

       1 - İman-ı tahkikinin neşri ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak.

       2- Hilâfet-i Muhammediye unvanıyla şeriatı icra ve tatbik etmek.

       3- Hilâfet-i Muhammediyeyi ittihâd-ı İslâm'a bina ederek din-i mübîn-i İslâm'a hizmet etmektir.

       Risale-i Nurlar, bu üç merhalede takınılacak hareket tarzını bütün teferruatıyla; hakaik-ı imaniyenin beyanında tafsilatlı ve kendi zamanı itibarıyla istikbale ve sonraki hamlelere bakan hususları icmalî olarak beyân ederek, Hz.Üstad'ın sonra gelecek dediği zatın da bir programı olacak ve olmuştur.

        130 parça ve takribi 6000 sahifeden müteşekkil Risale-i Nur Külliyatı'nın telifi, 19.asrın ortalarında atılan planlı dinsizlik tohumlarının meyvelerinin alındığı, hariçte inkar-ı Uluhiyet fikirlerinin, dahilde de şeriat-ı Ahmediye'nin (asm) tahrip ve imhasının hüküm-ferma olduğu 1920'li senelerde başlamıştır. Şiddetli tazyikat, işkence, istibdat altında yazılan eserler o zamanki fedakar ve mücahid talebelerin harikulade sadakat, teslimiyet ve gayretleri ile kalemlerle altıyüzbin nüsha çoğaltılarak Anadolu'nun her tarafına intişar etmiştir. 1946 senesine kadar devam eden telifat, eserlerin yazılması esnasında muhatablıklarıyla o risalelerin zuhuruna vesile olan talebeleri de erkan ve sahib sıfatlarıyla Hz.Üstad'a varis-i hakiki hükmüne getirmiştir. O zatlar ki, hayatları ve Hz.Üstad ile münasebetleri bizim için bir nümune-i imtisal olmuş, Risale-i Nur'u anlayışımızda bize rehberlik etmişlerdir. İman-ı tahkikinin neşri ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak vazifesini bihakkın ifa ederek, yetiştirdikleri talebeler, ders ve telkinatları ile Risale-i Nur hareketinin ikinci devresi olan "hilafet-i Muhammediye unvanıyla şeriatı icra ve tatbik" vazifesine yol açmışlardır.

      Evet Hz.Üstad (ra) "ben de Risale-i Nur'un talebesiyim" demekle, "Risale-i Nur nasıl bir talebe yetiştirir" gayet veciz bir surette beyan etmiştir.

      Elbette, asırlardır beklenen bir zat ve zamana program olmak için yazılmış bir eser ve hareketi burada birkaç cümle ile izah ve tarif etmemiz mümkün değil. Ve elbette herkes yine kendi istidad ve kabiliyeti nisbetinde anlayıp anlatacaktır. Bu sitenin ve buna benzer site ve hizmetlerin hepsi yine o ilham-ı Rabbani olan eserlerin anlaşılıp anlatılması ve yaşanması için.

      Rabbim Risale-i Nur'dan hissemizi ziyade ve bizleri Hz.Üstad'a benzeyenlerden eylesin, amin.



Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...