Risale-i Nur Tahkikatı

mdoganBunlar gibi yüzlerce meseleyi kalıp ezberlerin dışına çıkarak tekrar bir düşünmek, acaba bir yerde bir yanlışımız var mı demek insanı Nurculuktan çıkarır mı dersiniz?  (cihadı- cehennemi inkar…..) (Avrupa adaveti baki kalmalı….)(iman-İslam farkı….) sonra (gelecek zat şunları, şunları yapacak…..) gibi bir çok ikazlar, kalıpların dışında bazı düşüncelerde bulunmaya bizleri düşünmeye icbar etmiyor mu?

 

Aziz kardeşim;

Her ezberci Nurcu gibi ne kadar güzel konuşmuşsunuz. Sözleriniz Risale-i Nur'un bir hülasası gibidir. Risale-i Nur'dan muktebestir, kalıptır, ezberdir. Onun için her dinlinin ve dinsizin hiç tereddüt etmeden altına imza atabileceği sözlerdir. Bilmem ki; (ülfet cehl-i mürekkep üzerine atılmış tenteneli bir perdedir) şümulüne girer mi girmez mi bu sağlam kalıpçılık ? Kalıpların dışını düşünmek bile siz kardeşime ağır gelecek ama yine de tahkik ehl-i olmanın bir gereği olarak şöyle bir düşünsek;  Mekke’de alışılmış, kalıplaşmış, oturmuş bir nizam vardı. Eğer kalıpları kırmak, ülfeti yırtmak olmasaydı İslamiyet gelir miydi?

İmam-ı Azam hazretleri dünyayı dolduran bir ilim ve içtihadla çıkmıştı. Hanefilerce kalıptı, şarttı her içtihadı. Daha genişi için çemberi kırmak gerekmeseydi Şafi, Malik, Hanbel ve diğer hak mezhepler ortaya çıkar mıydı?

Kadiriliğin çemberi Rabbani bir sevkle kırılmasaydı Nakşîlik çıkar mıydı?

Onyedi milyon insan her ne şekilde olursa olsun tek yöne sürüklenip götürülürken bir Bediüzzaman çemberi kırıp tek başıyla tam aksi istikamete gitmeseydi sen, ben ve Risale-i Nur olur muydu?

Yahudiler, Hristiyanlar kalıplaştılar, ezberlediler, artık peygamber gelmeyecek deyip cehl-i mürekkebe düştüler. Kitaplarında gelecek diye haber verilen o zata teslim olmak yerine taassubu seçtiler hidayetten mahrum kaldılar… ila ahir.

Acaba aziz kardeşim,şöyle bazı şeyleri düşünse Nurculuktan mı çıkar? Hz. Bediüzzaman (r.anh) 1936’da Kastamonu’ya nefy edildi. Kıyafet inkılabı Kastamonu’da başlamıştı ve üzerinden henüz onbir sene geçmişti. Hz. Üstad üç ay karakolda alıkonulduğu halde başındaki sarığı sırtındaki cübbeyi ve ayağındaki şalvarı hiç değişmemişti. Yani kalıp anlayışlara göre fevkalade tedbirsizlik yapmıştı. Sırrın tenevverete muhalif hareket etmişti.  Kur’an hattını yazan ve yazdıran Risale-i Nur talebesi demişti. Latini harflere zaruret miktarı müsaade etmişti. Kalıp anlayışlar bunu tam tersine çevirdiler. Latinîyi asıl, Kur’anîyi zaruret miktarına düşürdüler.   Kur’an talebeleri medreselerinde Kur’an eğitimi yapmıyorlar. Namazı ikame ile vazifeli kardeşlerim, namazın sıhhat şartı olan ilmihal bilgilerini yasak ediyorlar. Bu yazdıklarım doğru mu bilmiyorum ama daha bunlar gibi yüzlerce meseleyi kalıp ezberlerin dışına çıkarak tekrar bir düşünmek, acaba bir yerde bir yanlışımız var mı demek insanı Nurculuktan çıkarır mı dersiniz?  (cihadı- cehennemi inkar…..) (Avrupa adaveti baki kalmalı….)(iman-İslam farkı….) sonra (gelecek zat şunları, şunları yapacak…..) gibi bir çok ikazlar, kalıpların dışında bazı düşüncelerde bulunmaya bizleri düşünmeye icbar etmiyor mu?

Affınızı diliyor sizleri Alllah’a emanet ediyorum.

M.Elif Doğan / HaberCedid

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...