İmam Gazali'nin (rh) Tahkikatı

İMÂM GAZALİ HAZRETLERİ’NİN (R.A.)

CEHRÎ ZİKİR YAPMAK VE KASİDELER SÖYLEMEK HAKKINDAKİ

TAHKİKATINDAN KABUL VE MÜDAFAA ETTİĞİ BİR KISIM DELİLLER

SİMA'IN MÜBAH OLDUĞUNUN DELİLİ

Güzel olmak hasebiyle güzel sesi dinlemeye gelince: Bunun haram telakki edilmesi hiç de uygun değildir. Belki bu hem nassla, hem de kıyasla dinlenmesi helaldir. Hadis-i Şerifte: "Cenab-ı Hakk, gönderdiği Peygamberlerin hepsine güzel ses vermiştir." buyurulmuştur. (Tirmizi) Allah Resulü buyurdu: Yemin ederim, Cenab-ı Hakk, Kuran okuyan güzel sesli bir kişiyi, cariyesinin tegânnisine meftun olan bir kimsenin cariyesini dinlemesinden daha şiddetli bir şekilde dinler. (İbni Mace, İbn-i Hibban)  Allah Resulü (s.a.v.) Eshab-ı Kiram'dan Ebû Musa el-Eş'arî'nin medhini yaparak şöyle buyurdu: Gerçekten âl-i Davud'un mezamirlerinden (nay ile beraber teganni olunan nağmeler) bir mizmâr ona verilmiştir.

DÖRDÜNCÜ DERECE: Binaenaleyh teganniyi dinlemenin tesiri kalbte hissedilmektedir. Dinlemekle harekete gelmeyen bir kimse eksik, mutedil olmaktan, ruhaniyetten uzak, fazlasıyla kaba bir kimsedir. Develerden, kuşlar  ve bütün hayvanlardan daha kaba olduğu meydandadır. Çünkü kuşlar, Dâvud Aleyhisselam'ın sesini dinlemek için başına toplaşırlardı. Mademki kalbe tesir ettiği itibarla dinlemesi tetkik edilir. O halde mutlaka mubah veya mutlaka haram olduğuna hükmetmek caiz değildir. Belki bu durum, hal ve şahıslara göre değişir. Tegannilerin değişik durumlarına göre çeşitleri vardır. Binaenaleyh kalbte ne varsa teganninin hükmü onun hükmüdür. Ebu Süleyman buyurdu ki: Teganniyi dinlemek kalbte olmayanı kalbe sokmaz belki kalbte olanı harekete getirir. Binaenaleyh özel hedefler için, bazı yerlerde kafiyeli ve vezinli kelimeleri terennüm etmek adettir. Kalbte bulunan eserler bunlara bağlıdır. Bu yerler de yedi yerdir.

1- Hacıları uğurlamak için tegannidir.

2- Gazilerin halkı harbe teşvik etmek için adet edindikleri şiir ve gazelleri okumaktır.

3- Düşman ile karşı karşıya gelindiği vakitte kahramanların kullandığı hamasî şiirlerdir.  

4- Ağıtın sesleri ve nağmeleridir. Bunların hüzün ve ağlamanın kabarmasında üzüntünün giderilmesindeki tesiridir. Mahzun olmak iki kısımdır.

          A) Mahmûd

          B) Mezmûm

Mezmûm kısım ise, daha evvelce kaçırılan fırsatlardan ötürü mahzun olmak gibidir...

Mahmûd olan üzüntüye gelince: Bu üzüntü insanoğlunun zihninde emrindeki kusurluluğundan ötürü üzülmesi, işlemiş olduğu hatalardan dolayı ağlaması demektir.

5- Sevinme zamanlarında sevinmeyi takviye ve daha da geliştirmek için dinlemektir. Böyle bir dinleme, eğer sevgi mubah ise mubahtır...

     Aişe Validemiz (r.a.) buyuruyor:

     Resulullah (s.a.v.) beni abasıyla örttü. Mescidde oynaşan habeşilere baktım. Bu hal ben usanıncaya kadar devam etti. Binaenaleyh siz, oynamaya istekli bulunan genç kadının ne kadar seyredeceğini takdir buyurunuz. (Müslim, Buharî)

     Buharî ve Müslim "Sahihlerinde Ukayl'in Zeherî'den, onun da Urve'den, onun da Aişe Validemizden (r.a.) rivayet ettikleri hadisi rivayet ettiler: Ebubekir (r.a.), kızı Aişe Validemizin çadırına girdi. Vakit de hacıların Mina'da bulundukları vakitti. Aişe Validemizin yanında iki cariye vardı. Def çalar, el çırparlardı. Resulullah (s.a.v.) de elbisesine bürünmüş yatıyordu. Manzarayı müşahede eden Ebubekir (r.a.) cariyeleri azarladı. Bu esnada Resulullah (s.a.v.) mübarek yüzünden perdeyi kaldırarak buyurdu:

     Ya Ebubekir! Bırak, onlar istediğini yapsınlar. Zira bu günler bayram günleridir.

     Aişe Validemiz (r.a.) buyuruyorki:

     Resulullah'ı gördüm. Abasıyla beni örtmüştü. Habeşlilere bakıyordum. Onlar mescidin içinde oynaşıyorlardı. Bu esnada Ömer (r.a.) onları azarladı. Bu manzara karşısında Allah'ın Resulü (s.a.v.) şöyle haykırdı:

     Ey Ömer! Bizi emin ve rahat bırak. Ey Benî Erfide (Oyununuza devam ediniz) (Müslim)

     Aişe (r.a.) derki:

     Resulullah (s.a.v.) hücreme girdi. Benim yanımda Bias muharebesinin şiirlerini okuyan iki cariye vardı. Resulullah (s.a.v.) yatağın üzerine uzandı. Yüzünü çevirdi. O esnada Ebubekir (r.a.) içeri girdi. Beni böyle yaptığımdan dolayı azarlayıp "Şeytanın mizmarı Allah Resulünün yanında çalınır mı?" dedi. Resulullah (s.a.v.) derhal mübarek yüzünü çevirdi ve buyurdu ki:

      "Cariyeleri kendi haline bırak."

     Resulullah (s.a.v.) daldıktan sonra cariyelere işaret ettim ve cariyeler çıkıp gittiler. O gün bayram günüydü. Siyah derililer o günde tebere, nacaklar ve kalkanlarla oynuyorlardı. Ya ben, Resulullah'dan (s.a.v.) onları seyretmeyi sordum veya Resulullah (s.a.v.) bana "onları seyretmek istermisin? Onlara bakar mısın?" diye sordu. (Aişe Validemiz (r.a.) hadisenin cereyanını unutmuştur.)  Ben:

     - Evet Ya Resulullah! Onları seyretmek istiyorum. Bu isteğime karşılık beni arkasında durdurdu. Benim yanağım O'nun mübarek yanağının üstüne düşmüştü. Ve şöyle diyordu:

     "Ey Benî Erfide! Oyununuza devam ediniz."

     Bu durum ben usanıncaya kadar devam etti. Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

     - Yeter mi? Ben:

     - Evet dedim. Resulullah (s.a.v):

     - O halde git, buyurdu.

     Sahih-i Müslim'de: "Ben başımı Resulullah'ın  (s.a.v.) mübarek omuzuna koyarak onların oyunlarına baktım. Bu durum ben kendiliğimden bırakıp gidinceye kadar devam etti."

     Bu hadislerin tamamı Müslim ve Buharî'de vardır. Bu açık bir şekilde teganninin ve oyunun haram olmadığını bildiren nasslardır. Bu nasslarda çeşitli ruhsatlara delâlet vardır.

          A- Oyun ruhsatı

          B- Bunu mescidde yapmanın ruhsatı

          C- Resulullah'ın (s.a.v.) "Ey Benî Erfide! Devam ediniz." şeklindeki sözü. Bu söz oynamalarını emretmek ve istemektir. Binaenaleyh nasıl haram olduğu takdir olunabilir.

          Ç- Hz. Ebubekir'le Hz. Ömer'in bu oyunları menetmelerine karşı çıkması ve gerekçe olarak bayram günü olduğunu ileri sürmesi. Yani sevinme vakti olduğunu belirtmesidir. Bu da sevginin sebeplerindendir.

          D- Uzun bir zaman durup oyunu müşahede etmesi ve dinlemesi. Bunu Aişe Validemize muvafakaten yapması.

          E- Resulullah'ın (s.a.v.) başlangıçta Aişe Validemize "Sen Habeşlilere bakmayı ister misin?" diye sormasıdır.

          F- Teganni ve def çalmanın iki cariye için ruhsatlı kılınmasıdır.

          G- Resulullah (s.a.v) yatağın üzerine uzandığı halde cariyelerin sesleri kulağına geliyordu. Hâlbuki eğer bir yerde evtar (telli çalgılar) çalınsaydı orada oturmak caiz olmazdı. Çünkü evtarın sesi kulağına gelmiş olurdu. Binaenaleyh bu hadise delâlet ederki, kadınların sesi, mizmarın sesinin haram olduğu şekilde haram değildir. Belki fitne korkusu bahis mevzuu olduğu zaman ancak haram olur. Hulâsa; şer'an kendisiyle sevinmek caiz olan herşey bayram manasındadır. Arkadaşların ziyaretiyle, arkadaşlarla mülaki olmakla, onlarla bir yemekte veya konuşmada biraraya gelmekle sevinmek caizdir. Binaenaleyh böyle bir toplantı da teganniyi dinlemek yeri olabilir.

6- Şevki tahrik, aşkıyla tehyiç ve üzgün nefsi teselli etmek için âşıkları dinlemektir.

7- Allah'ı ve Allah'ın aşkını seven, Allah'a mülaki olmaya iştiyak gösterenin dinlemesidir. .........

İşte buraya kadar söylediklerimizi zikretmek istediğimiz sima'ın kısımları, gerekenleri ve gerektirenleridir. Kesinlikle belirdi ki, sima' bazı yerlerde mubah, bazı yerlerde de memdûhtur.

Eğer desen, "sima için bir durum var mıdır ki, sima orada haram olsun?" Cevap olarak derim ki:

ŞU GELECEK BEŞ ARÎZDEN DOLAYI HARAM OLUR:

BİRİNCİ ARİZ: Dinleten (teganni eden) öyle bir kadın olacaktır ki, kendisine bakmak helal olmasın, sesini dinlemekten ötürü fitneden korkulsun. Fitneye vesile olabilecek tüysüz çocuk da kadın manasındadır.

İKİNCİ ARİZ ALETTEDİR: Şöyleki: Alet içkicilerin veya kadın rolüne çıkmış erkeklerin alametlerindendir!... Böyle bir alet mizmarlar (bir nevi çalgı aletidir), evtar (kirişli ve telli sazlar) ve kube denilen davuldur. Bu üç nevi çalgı aleti de memnu'dur. Bunların dışında kalan aletler ise, def gibi, mubah olmak esası üzerinde kalır. Her ne kadar defin içinde halkaları bulunsa da.... Davul (*), şahin (sernay diye anılan bir çalgı aletidir), ta'bir diye anılan kâdip ve diğer aletler de mubah aletlerin misalidir. (*): Gazalî'ye göre Kube denilen küçük def hariç davulların bütün çeşitleri mubahtır...

ÜÇÜNCÜ ARİZ SESİN NAZMINDADIR: Bu da şiirdir. Eğer şiirde hıyanetten, fahişelikten, hicivden veya Allah ve Resulüne veyahut Sahabe-i Kirama yapılan yalanlar -nitekim Rafiziler Ashâb-ı Kirâm ve başka insanları kötülemek için böyle tertibatlara girişmişlerdir (!)- varsa böyle bir şiiri dinlemek haramdır. İster okuyan nağme ile isterse nağmesiz okusun... Dinleyen, okuyanın ve söyleyenin ortağı olur. Böylece muayyen bir kadının vasfını belirten bir şiir de haramdır...

DÖRDÜNCÜ ARİZ DİNLEYENDEDİR: Şehvetin dinleyene galib olmaklığı ve dinleyenin de daha gençliğin başlangıcında bulunmaklığıdır. Bu sıfat başka sıfatlardan daha galiptir. Binaenaleyh böyle bir kimsenin nağmeleri dinlemesi ister muayyen bir şahsın sevgisi kalbine galip gelsin, ister gelmesin- haramdır. Zira böyle bir kimse nasıl olursa olsun, yanağın, şakağın, ayrılışın, visalin vasıflarını dinlememeli, aksi takdirde bu vasıflar onun şehvetini tahrik edip kamçılar....

BEŞİNCİ ARİZ ŞAHSIN avamDAN OLMASIDIR:  Aynı zamanda avamda Allah'ın sevgisi de kalbte galip gelmiş değildir. Binaenaleyh böyle bir kimse için dinlemek mahbubtur. Çünkü şehvet kalbine galip gelmiş değildir ki kendisi için dinlemek mahzurlu olsun. Fakat diğer mubah lezzetler gibi, onun hakkında dinlemek mubah kılınmıştır. Meğerki bu kimse dinlemeyi kendisine adet etmiş, yol edinmiş, vakitlerinin en çoğunu onu dinlemekle geçiriyor. İşte bu takdirde şahitliği reddedilen sefih bir kişi sayılır. Zira oyuncağa devam etmek cinayettir. Nitekim ısrar ve devam ile küçük günah büyük günaha inkılab eder. İşte onun gibi bir kısım mubahlar da devam etmekten ötürü küçük günaha inkılab ederler.....

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...