Ömer Dağıstanî'nin (rh) Tahkikatı

ÖMER ZİYAÜDDİN DAĞISTANİ HAZRETLERİNİN

"TASAVVUF VE TARİKATLARLA İLGİLİ FETVALAR" 

ADLI ESERİNDEN ALINAN BAZI KISIMLAR

ZİKİR NEDİR? DELİLLERİ NELERDİR?

Soru: Sûfiye ricali arasında bilinen şekliyle ta'lim ve telkin edilen zikir hakkında şer'î bir delil var mıdır?

Cevap: Vardır. Zikir ta'lim ve telkini de oldukça önemli ve muteber addedilmektedir. Çünkü Resulullah (s.a.v.) Ashab-ı Kirama gerek tek tek gerekse toplu olarak zikir ta'lim ve telkin etmiştir. Hz. Ali kerremallahu veçheye cehri, Hz. Ebu Bekir (r.a.)'e de hafi zikri bizzat telkin etmiştir. Aşağıdaki fetvalarda bu konu etraflıca anlatılmıştır.

Şeyhlerin müridlerine zikir telkininde bulunması, oldukça güzel ve sevilen bir husustur. Bunun sıhhati edille-i erbaa (kitap, sünnet, icma-ı ümmet, kıyas-ı fukaha) ile sabit ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in Sünnet-i Seniyyesine de uygundur. Nitekim Ahmed İbn-i Hanbel meşhur Müsnedinde şu rivayete yer vermektedir.

"Resulullah (s.a.v.) hem tek tek hem de toplu olarak ashabına zikir telkin ve taliminde bulunmuştur. Tek tek zikir telkinine dair bir rivayet Yusuf el-Gürani ve diğer râviler tarafından Hz. Ali kerremallahu veche'den sahih bir senedle ve şöyle nakledilmektedir:

Hz. Ali kerremallahu veche, kullar için Allah'a giden en kısa, en kolay ve Allah indinde en faziletli yolu kendisine göstermesini Resulullah (s.a.v.) den istedi.

Hz. Peygamber (s.a.v.): "Ya Ali! Halvette ve yalnızken, celvette ve insanlarla bir arada bulunurken Allah'ı zikretmeye devam etmelisin" buyurdu. Hz. Ali (r.a.) "Allah'ı nasıl zikredeyim ya Resulullah" diye sordu. Resulullah (s.a.v.)'de "Gözlerini kapat ve benim üç defa söylediğimi dinle, sonra sen üç defa tekrar et ben dinleyeyim." buyurdu. Hz. Peygamber (s.a.v.) gözlerini kapatarak, yüksek sesle üç defa "Lâ ilahe illallah" dedi. Hz.Ali kerremallahü veche de büyük bir huşu içinde O'nu dinliyordu. Sonra Hz. Ali (r.a.) gözlerini kapatarak yüksek sesle üç defa "Lâ ilahe illallah" dedi. Resulullah (s.a.v.) de aynı şekilde O'nu dinliyordu. Sonra Resulullah (s.a.v.) "benim ve benden önce gelen peygamberlerin söylediği en faziletli söz "Lâ ilahe illallah"dır. Yeryüzünde "Allah, Allah, Allah"  diyenler bulundukça kıyamet kopmaz buyurdu." (Sahih-i Müslim)

Ahmed bin Hanbel'den rivayet edilen bu hadis, Hz. Ali kerremallahü veche'ye telkin buyurulan cehri ve açık zikrin bir delilidir. (Fetevayı Halili)

İster lafza-i celal, ister murakabe, ister nefy-ü isbat, ister huzur olsun, hareketsiz ve sessiz olarak yapılan kalbi ve batini zikrin telkinine gelince, o da Resulullah (s.a.v.) tarafından Hz. Ebu Bekir  (r.a.)'a teveccüh yoluyla telkin buyurulmuştur. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.) "Allah'ın benim gönlüme tevdi buyurduğu herşeyi, Hz. Ebu Bekir'in gönlüne boşalttım." Diğer bir Hadis-i Şeriftede "Allah, Ebu Bekir'i namaz ve orucunun çokluğu ile değil, kalbine tevdi edilen bir emanetle, Cenab-ı Hakk'a karşı duyduğu ta'zim ve hürmet hissiyle sizlere üstün kılmıştır " buyurmuştur.

Birinci hadis; Nakşibendiye Ricali indinde, teveccüh usûlü ile müridin kalbine, kalbi zikir, muhabbet ve cezbenin tevdiinin delili olarak kabul edilmiş, ikinci hadis de huzur ve murakabe telkin ve ta'liminin delili olarak ileri sürülmüştür.

Soru: Hz. Peygamberin (s.a.v.) zikir telkini, sadece Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali'ye mi inhisar etmiş, yoksa kendilerine zikir telkin edilen başka sahabe var mıdır?

Cevap: Kalabalık bir sahabe topluluğuna zikir telkini yapıldığı sabit ve vakidir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) bir grup sahabe ile evinde otururlarken, Efendimiz "İçinizde yabancı bir kimse varsa onu dışarı çıkarıp, kapıyı kapatınız." buyurduğunda biz 'İçimizde yabancı birisinin olmadığını" söyledik. Hücre-i saadetin kapısını kapatıp oturduktan sonra bir süre "Lâ ilahe illallah", "Lâ ilahe illallah" diyerek topluca ve yüksek sesle zikrettik. Şeklinde bir rivayeti Ahmed B. Hanbel, Şeddad B. Evs (r.a.) den sahih kaydıyla şöyle nakletmektedir:

"Biz Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem'in huzurunda idik. O "Aranızda Hıristiyan, Yahudi, ya da şeriatın esrarına vakıf olmayan yabancı bir kimse var mı?" deyince biz de "Hayır yok ya Resulullah" dedik. Efendimiz kapının kapatılmasını emretti. "Ellerinizi kaldırın ve "Lâ ilahe illallah" deyin" buyurdu. Ellerimizi kaldırdık ve öylece bir süre kelime-i tevhid zikrini icra ettik. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem ellerini indirince biz de indirdik. Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam; zikrin sonunda:

"Allah’ım sana hamdolsun. Muhakkak sen beni bu kelime-i tevhidin tebliği ile Peygamber olarak gönderdin. Onunla zikretmeyi bana emrettin ve bunun karşılığında da bana cenneti va'dettin. Asla sen verdiğin sözden caymazsın" diye dua etti sonra da "size müjdeler olsun ki Cenab-ı Hakk, hepinizi afvetti" buyurdu. (Munziri bu hadisin Ahmed B.Hanbel'in Müsned'inden naklen hasen olduğunu söylemiştir.)

CAMİİ VE MESCİDLERDE ZİKİR

Soru: Camilerde ve mescidlerde yüksek sesle zikretmek caiz midir?

Cevap: Evet caizdir, mekruh değildir. (Fetevayı Ali el-Cemali) Ancak Cenab-ı Hakk'ın zikrinin dışında, mescid ve camilerde yüksek sesle konuşmak haramdır. (Ebulleys es-Semerkandi Tenbih-ul-Gafilin)

Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabıyla birlikte, topluca ve yüksek sesle zikreder, tesbih ve tehlillerde bulunurdu. (Bustanü'l-Envar)

VECD VE ZİKİR

Soru: Sufi ve dervişlerin vecd halinde kendilerinden geçerek, ayakta ve halka şeklinde dönerek zikretmeleri konusunda dini bir delil var mıdır?

Cevap: Allame İbn-i Hacer bu hususta sahih ve sağlam rivayetlerin varlığını ileri sürerek Hz.Peygamber (s.a.v.)'den şöyle bir hadise nakleder.

Ca'fer İbn-i Ebi Talib (r.a.) Resulullah (s.a.v.) kendisine "senin ahlâk ve yaratılışın aynen bana benziyor" buyurduğu zaman, o müjde-i nebevinin  etkisiyle huzur-u Peygamberîde ayağa kalktı ve kendinden geçerek dönmeye başladı. O'nun sevincinden kaynaklanan bu hareketini Aleyhissalatü vesselam Efendimiz normal karşıladı ve yasaklayıcı bir tavır içinde bulunmadı.

Bu hadise dikkate alınarak, sema ve toplu zikir meclislerinde, ayağa kalkarak, dönerek ve sallanarak zikretmenin doğru olduğu, İzzüddin B. Abdüsselam gibi büyük imamlar tarafından kabul edilmiştir.

Bu rivayetler, sufilerin zikir ve sema meclislerinde, içinde bulundukları kendinden geçme ve vecd halinin tesiriyle ayakta ve dönerek zikretmenin cevazına kesin ve sarih dini birer delildir. (İbn-i Hacer'in sözü burada sona erdi)

HER YERDE HER ZAMAN ZİKİR

Soru: Zikrederken yürümek veya yolda yürürken zikretmek dinen caiz midir?

Cevap: Oldukça güzel ve iyi karşılanan bir durumdur.

Soru: Bezzaziye, Tahavi, Cami'ul-Fetevâ, Tartuşi ve Tarikat-ı Muhammediye isimli eserlerde bu tür zikre karşı çıkan fetvalar doğru mudur? Adı geçen konularda mezkur eserlere güvenilebilir mi? Bunların fetvaları uymaya değer mi?

Cevap: Mezkûr eserlerin fetvaları zayıftır ve bunlarla fetva vermek ve amel etmek caiz değildir.

Zira bunlar fıkıhta mukallidlerden olup, fikir ve fetvaları tercih edilecek derecede değildirler. Bunun dışında Kadıhan ve benzeri diğer fıkıh kitaplarında böyle bir fetva yoktur. Ancak fasıkların oyun ve eğlence amacıyla ve çeşitli çalgılar eşliğinde yaptıkları hareketlere haram demişler ve bunları yasaklamışlardır. Aksi bir nakil Kadıhan'a iftiradan başka bir şey değildir.

Bu iddiayı ileri sürenlerin: Bezzaziye Kitabında, "Alenen ve yüksek sesle zikrin haram olduğunun açıklandığını" söylemeleri, asılsız ve anlamsız bir sözdür. Bezzaziye'nin Kerahat ve'l-istihsal bölümünde Fetevâyı Kadıhan'da da belirtildiği gibi "Hamamda ve fısk-u fücur mahallerinde bile açıktan ve yüksek sesle zikir, kerahetsiz olarak caizdir." fetvası nakledilmiştir...

Yine böyle iddiada bulunan kimselerin "Tahavi: Sufilerin devran adını verdikleri dönerek yapılan zikir haram olduğu gibi buna katılmak da haramdır." "Cami-ül Fetevâ Sahibi ise: Devran zikri haramdır. Bunun helal olduğunu ileri sürmek ise küfürdür." "Tartuşi ise: Sufilerin devranı bir raks, bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Bunu ilk defa Sâmiri ortaya çıkarmıştır. Oyun ve eğlence şeklinde yapılan zikir sapık kâfirlere benzediği için ittifakla haram kabul edilmiştir." şeklinde fetva vermişlerdir. Eğer bu fetvalarda yasaklanan devran ile Mevleviye dervişlerinin ve diğer tarikat erbabının yaptıkları zikir türünü ve onların vecd haline gelerek kendilerinden geçtikleri anda yaptıklarını kasd ediyorlarsa bunun caiz olduğunu evvelce söylemiştik. Bunun cevazı ile ilgili Ca'fer Ibn-i Ebi Talib'in huzur-u Peygamberîde dönmesi, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in oynamakta olan Habeşlileri seyretmesi için Hz. Aişe (r.a.) Validemize fırsat vermesi gibi Sünnet-i Seniyyede delil ve dayanak bulunmaktadır.

Arşın etrafında dönerek Cenab-ı Hakk'ı zikreden melekler gibi Allah'ı zikreden kimselerin, bu hareketlerinin, Allah'ı inkâr ederek buzağıya tapan Yahudilere benzetilmesi yerine, Melâike-i Kirama benzetilmesi daha doğru ve daha güzeldir. Bir Müslüman’ın Allah'ı zikretmesinin, kâfirlerin küfrüne, Allah'ı çokça zikreden zâkirlerin de onu inkâr eden kâfirlere benzetilmesi nasıl söylenebilir? Bu tür fikirlerin Tâhavi, Cami'ül-Feteva sahibi ve Tartuşi'ye isnad edilmesi doğru değildir. Lüzumsuz ve gereksiz yere söylenmiş yalan ve iftiradan ibarettir. Ümmet-i Muhammed'in âlimlerine karşı söylenmiş bir yalandır.

Allah'a, Resûlü'ne ve O'nun Ashabına yalan isnad eden kimselerin, İslâm ümmetinin âlimlerine karşı yalan söylemesi daha kolaydır.

Eğer bu nakillerin doğru olduğunu kabul etmemiz halinde: Fetvaların zamanlarında yaşayan, fısk-u fücur içinde yüzen ve bazı çalgılar eşliğinde  kıvrıla-kıvrıla, eğile-büküle dans eden ve bunu alışkanlık haline getiren, aynı zamanda sûfi olduklarını iddia eden bir gruba mahsus olduğu söylenebilir. Aksi halde Allah'a ve Ahiret gününe inanan ve hûşû dolu bir kalb ile zikreden kimselerin bu hareketine nasıl haram ve münker hükmü verilebilir? Nitekim Cenab-ı Hakk:

"İnananlar için Hâlâ vakit gelmedi mi ki kalbleri Allah'ın zikrine ve inen Hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar.? (El-Hadid (57,16)

“Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğu zaman (o âyetler, onların) îmânlarını arttırır ve (onlar) Rabb'lerine tevekkül ederler” (El-Enfal 8,2)

“Allah, sözün en güzelini, (Kuranın Âyetlerini güzellikte) birbirine benzer, ikişerli bir kitap hâlinde indirdi. Rabb'lerinden korkanların, O'ndan derileri ürperir. (Ondaki müjde ve tehdidi duyunca; tüyleri diken diken olur, sonra Allah'ın feyzi içlerine dolar, huzura ererler), derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar. İşte bu (Kitap) Allah'ın (gönderdiği) rehberdir. Dilediğini bunlarla doğru yola iletir. Ama Allah kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz.” (Ez-Zümer 39,23)

"Biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, Allah'ın korkusundan onu baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri, düşünsünler diye insanlara veriyoruz." (El-Haşr 59,21) buyurmaktadır.

Bu âyetlerde Cenab-ı Hakk'ı anmanın kişilerde nasıl tezahür ettiğine dâir işaretler yer almaktadır. Allah'ı zikretmenin verdiği ürperti ve kalb huşu'una sahip olan kimse, aklını kaybeder, insanların ve mecliste bulunanların değer ölçüsünü bir tarafa bırakıp ayağa kalkar, döner, döner sonra da vecde gelerek upuzun yere serilebilir. Bu durum müridlerin ve zikredenlerin kendilerinde tecelli eden varidat-ı İlâhiyeye tahammül kabiliyetine göre değişebilir.

Soru: Sofilerin ayakları üzerinde ve kendi istekleri ile döne döne yaptıkları zikir caiz midir?

Cevap: Caizdir. Zira zikirde belirtilmiş bir şekil yoktur. Bu sebeple Efdalzâde: Hangi şekilde olursa olsun mescidlerde zikredenlerin zikri engellenemez buyurmuştur. (Fetâvâyı Halîlî)

Devran zikri ehline helaldir. Evvelce hurmetine kail olarak verdiğim fetvadan vazgeçtim. Onun şüphesiz caiz olduğuna inandım. Doğruyu en iyi bilen Allah'dır. (Ebu Su'ud)  

ZİKİR VE DEVRÂN

Soru: Bistâmiye, Kâdiriye, Sa'diye, Rifaiye ve diğer tarikat bağlılarının adetleri üzere halka halinde zikretmeleri camilerde mûsikî nağmeleriyle kaside, beyitler ve şiirler okumaları, zikrederken dönmeleri, tevessül kasd ve niyyetiyle "ya Bâyezid-i Bistamî, ya Abdulkadir Geylanî, ya Ahmed er-Rifâ'i şey'en lillâh" demeleri caiz midir?

"Yeryüzünde kabara kabara yürüme. Çünkü sen yeri yırtamazsın, boyca da dağlara erişemezsin." (İsra 17,37) âyet-i kerîmesi ayakta ve yürüyerek zikretmenin haram olduğuna delil olmaz mı?

Cevap: Bunların hepsi de caizdir. Mescid-i Nebevi'de ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) huzurunda Ka'ab İbn-i Züheyr Hazretleri, Bânet Su'ad isimli meşhur kasidesini musikî nağmeleri ile okuduğunda kendisine hırka-i saadet ihsan edilmiştir. Hz.Peygamberin huzurunda def çalınması ise bilhassa cihad zamanlarında çokça vuku bulmuştur. Ehlullahdan olan iyilik ve hayır sahibi kimselerden istimdad maksadıyla bir şeyler istemek caizdir.....Yukarıda zikredilen İsra sûresinin 37. âyet-i kerîmesi ise kibir, azamet ve herkesi küçük görerek, böbürlene böbürlene sokaklarda yürümek mânâsına olup asla zikrederken dönme mânâsında değildir. İmam-ı Gazalî ihyasında böyle açıklamıştır....

SEMÂ NEDİR?

Soru: Sufiyye topluluğunun yaptıkları semâ, raks ve kullandıkları defler helâl mi, haram mıdır? Semâ'ın helâl olduğuna dair fetva veren kimse tekfir edilebilir mi edilemez mi?

Cevap: Âhireti hatırlatıcı duyguları harekete getiren semâ mendubdur. Semâ'ı sırasında, karısını veya cariyesini sevmek gibi mubah bir duyguya sahip olan kimsenin semâ'ında bir mahzur yoktur. Aksine haram duygular içinde bulunan kimsenin semâ'ıda haramdır. Bunun dışında kalan kimselerin semâ'ı ise mekruhtur. Haram değildir. Semâ edenlerin küfrüne fetva veren kimse büyük bir yanılgı içindedir. Hatta dalâlet ve küfr içine düşmekle karşı karşıya bulunabilir. Uhrevî cezaya hak kazanabilir. Bir mü'min kendisini küfre sürükleyecek bir inkâr ile ancak imandan dışarı çıkabilir. Aksi halde bir mü'mine kâfir diyenin kendisi küfre girer. "Nikâhınızı deflede olsa ilân ediniz." Buyurulmuştur. Bu yüzden yalnızlığı gidermek ve korkudan kurtulmak için def ile şarkı söylemek, kâfiye düzenlemek ve fesahat öğrenmek için şiir okumak caizdir. Ca'fer-i Tayyar, Hz. Ali, Usame Ubnü Zeyd ve diğer sahabelerin Hz. Peygamber'in huzurunda raksetmelerinin sükûtla karşılanmış olması dikkate alınırsa, raksın hükmü de aynıdır, denebilir.

Netice Olarak: Def, semâ, raks ve mûsikî  nağmeleriyle şiir okumak hayır ve iyiliğe sebep oluyorsa helâl, aksi halde haramdır. (Fetevayı Hayriyye)

Soru: Cenab-ı Hakk'ın farz kıldığı ibâdetleri, vâcib olan emirleri ve Hz. Peygamber'in Sünnet-i Seniyyelerini bütünüyle icra ettikten sonra Kur'an'ı Kerîm okumak, bazı evrâd ve dualarla zikretmek, nafile namazlar kılmak ve benzeri sahibine güçlük veren diğer taât ve ibâdetlerle meşgul olmak mı daha faziletli, dil, kalb ve yalnız kalben Allah-ü Teala'yı İsmi Azam olan "Allah, Lâilâhe illallah" ve benzeri Esmâ'î Hüsnasından biriyle zikretmek, O'nun Kudretini tefekkür etmek mi daha faziletlidir? Kur'an'ı Kerim'de özellikle emredilen zikir hangi tür zikirdir? Allah'ı çokça zikretmekten maksad nedir? O'nu zikretmek için özel olarak belirlenmiş bir şekil, bir duâ demeti, belli bir zaman, belli bir sayı ve ta'yin edilmiş bir yer var mıdır? Yoksa her halükarda zikretmek caizmidir?

Cevap: Allah-ü Teâlâ'yı zikretmek daha faziletlidir. Allah'ı zikretmeyi ve O'nu çokça anmayı emreden âyetlerden maksad; gerek namaz içinde ve gerekse namaz dışında Allah'ı zikretmek ise de "Zikirlerin en faziletlisi, Lâ ilahe illallhâh diyerek yapılan kelime-i tevhid zikridir" buyurulmuştur.

Yani kalb huzuru ile Cenab-ı Hakk'ı hatırlamak ve bir an bile Ondan gafil olmamaktır. Böyle bir zikir için belirlenmiş bir şekil, muayyen bir dua, belli bir zaman, belli bir yer yoktur. Her halde, ayakta, oturarak, yatakta, hareket ederken ve dururken veya dönerek her an ve zamanda, hatta hamamda ve helâda, cinsi münasebet esnasında bile zikredilebilir. Kalbi zikirden gafil olmak mürid için büyük bir felaket ve pişmanlık doğurabilir....

Zikir; bütün tarikatlarda asıl olan bir rükündür. Kişiler ve müridler Cenab-ı Hakka ancak zikir, fikir, huzur ve murakabe ile ulaşabilir. Bu, farz ve vaciplerin edası, Sünnet-i Seniyyelerin icrasından sonra, ibâdetlerin en faziletlisi, insanları Allah'a ulaştıran birer yol olan tarikatlarda, en kestirme bir yol ve en faydalı kulluk görevidir.

Zikir, fikir ve murâkebe dışında gece-gündüz diğer tâat ve ibadetlerle meşgul olan kimselerde nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesi nadiren meydana gelir. İnananlara yapılması emredilen bu zikir, kitap, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyasla sabittir.

ÖZEL ZİKİR TÜRLERİ

Soru: Bazı Sûfı ve dervişlerin (özellikle Yesevi'lerin) "Zikr-i erre" diye bilinen, (Lafza-i Celal'i Hançereden testere sesine benzer bir ses çıkararak zikretmek) zikirleri caiz midir? Hiçbirşey ilave etmeksizin yalnızca "Allah, Allah, Allah…" diyerek zikretmek, Allah'ı zikretmek midir?

Cevap: Caiz ve dinende uygun olan bir zikirdir. "Allah, Allah" diyerek zikretmek, zikrin en faziletlisidir. Allah-u Teâlâ’nın isimlerinden ve sıfatlarından biriyle ve bunlara delâlet eden zamirlerle benzeri diğer bütün çeşitleriyle Cenab-ı Hakk'ı zikretmek caizdir. Yalnız kalben veya yalnız hançere ile de yapılmış olsa zikir geçerlidir. Cenab-ı Hakk'ı hatırlama ve hissetmenin sebep olduğu hal zikredeni etkisi altına aldığı zaman, İlahi isim ve sıfatlardan biriyle veya bunlara delâlet eden "Hu, Ha ve Hi" diyerek, Arapça olmayan cümlelerle de olsa zikretmek caizdir. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır. (Feteva-yı İbn-i Hacer)

İnsan vücudunda hançere ile kalbi birbirine bağlayan bir kanal vardır. Hançereden ses çıkarmak suretiyle yapılan Lafza-i Cellâl zikri, kalbte bir hararetin doğmasına sebeb olur. Bu hararet, kalbi tasfiye eder. Ve orada zikrin nurunun zuhurunu sağlar. (Bustân ul Fıkh ve Feteva el Hadika)

GİZLİ ZİKİR

Soru: Nakş-bendiyye'nin Hâlidiyye koluna  mensûb dervişlerin yapmakta olduğu sessiz, hareketsiz, dil damağa rabtedilmiş olduğu halde susarak, yalnızca kalben yapılan zikir doğrumudur?

Cevap: Doğrudur. Aynı zamanda zikirlerin en üstün derecesidir...

TEFEKKÜR

Soru: Allah'ı abdestsiz anmak caiz midir?

Cevap: Caizdir ve mekruh da değildir. Hatta âdet günlerinde, lohusalık halinde ve cünüpken bile Allah'ı zikretmek, tesbih, tehlil okumak ve duâ etmek caizdir. Fakat Kur-an'ı Kerim okumak haramdır.

YAZININ TAMAMI

ZİKİR NEDİR? DELİLLERİ NELERDİR?

Soru: Sûfiye ricali arasında bilinen şekliyle ta'lim ve telkin edilen zikir hakkında şer'î bir delil var mıdır?

Cevap: Vardır. Zikir ta'lim ve telkini de oldukça önemli ve muteber addedilmektedir. Çünkü Resulullah (s.a.v.) Ashab-ı Kirama gerek tek tek gerekse toplu olarak zikir ta'lim ve telkin etmiştir. Hz. Ali kerremallahu veçheye cehri, Hz. Ebu Bekir (r.a.)'e de hafi zikri bizzat telkin etmiştir. Aşağıdaki fetvalarda bu konu etraflıca anlatılmıştır.

Şeyhlerin müridlerine zikir telkininde bulunması, oldukça güzel ve sevilen bir husustur. Bunun sıhhati edille-i erbaa (kitap, sünnet, icma-ı ümmet, kıyas-ı fukaha) ile sabit ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in Sünnet-i Seniyyesine de uygundur. Nitekim Ahmed İbn-i Hanbel meşhur Müsnedinde şu rivayete yer vermektedir.

"Resulullah (s.a.v.) hem tek tek hem de toplu olarak ashabına zikir telkin ve taliminde bulunmuştur. Tek tek zikir telkinine dair bir rivayet Yusuf el-Gürani ve diğer râviler tarafından Hz. Ali kerremallahu veche'den sahih bir senedle ve şöyle nakledilmektedir:

Hz. Ali kerremallahu veche, kullar için Allah'a giden en kısa, en kolay ve Allah indinde en faziletli yolu kendisine göstermesini Resulullah (s.a.v.) den istedi.

Hz. Peygamber (s.a.v.): "Ya Ali! Halvette ve yalnızken, celvette ve insanlarla bir arada bulunurken Allah'ı zikretmeye devam etmelisin" buyurdu. Hz. Ali (r.a.) "Allah'ı nasıl zikredeyim ya Resulullah" diye sordu. Resulullah (s.a.v.)'de "Gözlerini kapat ve benim üç defa söylediğimi dinle, sonra sen üç defa tekrar et ben dinleyeyim." buyurdu. Hz. Peygamber (s.a.v.) gözlerini kapatarak, yüksek sesle üç defa "Lâ ilahe illallah" dedi. Hz.Ali kerremallahü veche de büyük bir huşu içinde O'nu dinliyordu. Sonra Hz. Ali (r.a.) gözlerini kapatarak yüksek sesle üç defa "Lâ ilahe illallah" dedi. Resulullah (s.a.v.) de aynı şekilde O'nu dinliyordu. Sonra Resulullah (s.a.v.) "benim ve benden önce gelen peygamberlerin söylediği en faziletli söz "Lâ ilahe illallah"dır. Yeryüzünde "Allah, Allah, Allah"  diyenler bulundukça kıyamet kopmaz buyurdu." (Sahih-i Müslim)

Ahmed bin Hanbel'den rivayet edilen bu hadis, Hz. Ali kerremallahü veche'ye telkin buyurulan cehri ve açık zikrin bir delilidir. (Fetevayı Halili)

İster lafza-i celal, ister murakabe, ister nefy-ü isbat, ister huzur olsun, hareketsiz ve sessiz olarak yapılan kalbi ve batini zikrin telkinine gelince, o da Resulullah (s.a.v.) tarafından Hz. Ebu Bekir  (r.a.)'a teveccüh yoluyla telkin buyurulmuştur. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.) "Allah'ın benim gönlüme tevdi buyurduğu herşeyi, Hz. Ebu Bekir'in gönlüne boşalttım." Diğer bir Hadis-i Şeriftede "Allah, Ebu Bekir'i namaz ve orucunun çokluğu ile değil, kalbine tevdi edilen bir emanetle, Cenab-ı Hakk'a karşı duyduğu ta'zim ve hürmet hissiyle sizlere üstün kılmıştır " buyurmuştur.

Birinci hadis; Nakşibendiye Ricali indinde, teveccüh usûlü ile müridin kalbine, kalbi zikir, muhabbet ve cezbenin tevdiinin delili olarak kabul edilmiş, ikinci hadis de huzur ve murakabe telkin ve ta'liminin delili olarak ileri sürülmüştür.

Soru: Hz. Peygamberin (s.a.v.) zikir telkini, sadece Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali'ye mi inhisar etmiş, yoksa kendilerine zikir telkin edilen başka sahabe var mıdır?

Cevap: Kalabalık bir sahabe topluluğuna zikir telkini yapıldığı sabit ve vakidir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) bir grup sahabe ile evinde otururlarken, Efendimiz "İçinizde yabancı bir kimse varsa onu dışarı çıkarıp, kapıyı kapatınız." buyurduğunda biz 'İçimizde yabancı birisinin olmadığını" söyledik. Hücre-i saadetin kapısını kapatıp oturduktan sonra bir süre "Lâ ilahe illallah", "Lâ ilahe illallah" diyerek topluca ve yüksek sesle zikrettik. Şeklinde bir rivayeti Ahmed B. Hanbel, Şeddad B. Evs (r.a.) den sahih kaydıyla şöyle nakletmektedir:

"Biz Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem'in huzurunda idik. O "Aranızda Hıristiyan, Yahudi, ya da şeriatın esrarına vakıf olmayan yabancı bir kimse var mı?" deyince biz de "Hayır yok ya Resulullah" dedik. Efendimiz kapının kapatılmasını emretti. "Ellerinizi kaldırın ve "Lâ ilahe illallah" deyin" buyurdu. Ellerimizi kaldırdık ve öylece bir süre kelime-i tevhid zikrini icra ettik. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem ellerini indirince biz de indirdik. Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam; zikrin sonunda:

"Allah’ım sana hamdolsun. Muhakkak sen beni bu kelime-i tevhidin tebliği ile Peygamber olarak gönderdin. Onunla zikretmeyi bana emrettin ve bunun karşılığında da bana cenneti va'dettin. Asla sen verdiğin sözden caymazsın" diye dua etti sonra da "size müjdeler olsun ki Cenab-ı Hakk, hepinizi afvetti" buyurdu. (Munziri bu hadisin Ahmed B.Hanbel'in Müsned'inden naklen hasen olduğunu söylemiştir.)

CAMİİ VE MESCİDLERDE ZİKİR

Soru: Camilerde ve mescidlerde yüksek sesle zikretmek caiz midir?

Cevap: Evet caizdir, mekruh değildir. (Fetevayı Ali el-Cemali) Ancak Cenab-ı Hakk'ın zikrinin dışında, mescid ve camilerde yüksek sesle konuşmak haramdır. (Ebulleys es-Semerkandi Tenbih-ul-Gafilin)

Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabıyla birlikte, topluca ve yüksek sesle zikreder, tesbih ve tehlillerde bulunurdu. (Bustanü'l-Envar)

VECD VE ZİKİR

Soru: Sufi ve dervişlerin vecd halinde kendilerinden geçerek, ayakta ve halka şeklinde dönerek zikretmeleri konusunda dini bir delil var mıdır?

Cevap: Allame İbn-i Hacer bu hususta sahih ve sağlam rivayetlerin varlığını ileri sürerek Hz.Peygamber (s.a.v.)'den şöyle bir hadise nakleder.

Ca'fer İbn-i Ebi Talib (r.a.) Resulullah (s.a.v.) kendisine "senin ahlâk ve yaratılışın aynen bana benziyor" buyurduğu zaman, o müjde-i nebevinin  etkisiyle huzur-u Peygamberîde ayağa kalktı ve kendinden geçerek dönmeye başladı. O'nun sevincinden kaynaklanan bu hareketini Aleyhissalatü vesselam Efendimiz normal karşıladı ve yasaklayıcı bir tavır içinde bulunmadı.

Bu hadise dikkate alınarak, sema ve toplu zikir meclislerinde, ayağa kalkarak, dönerek ve sallanarak zikretmenin doğru olduğu, İzzüddin B. Abdüsselam gibi büyük imamlar tarafından kabul edilmiştir.

Bu rivayetler, sufilerin zikir ve sema meclislerinde, içinde bulundukları kendinden geçme ve vecd halinin tesiriyle ayakta ve dönerek zikretmenin cevazına kesin ve sarih dini birer delildir. (İbn-i Hacer'in sözü burada sona erdi)

HER YERDE HER ZAMAN ZİKİR

Soru: Zikrederken yürümek veya yolda yürürken zikretmek dinen caiz midir?

Cevap: Oldukça güzel ve iyi karşılanan bir durumdur.

Soru: Bezzaziye, Tahavi, Cami'ul-Fetevâ, Tartuşi ve Tarikat-ı Muhammediye isimli eserlerde bu tür zikre karşı çıkan fetvalar doğru mudur? Adı geçen konularda mezkur eserlere güvenilebilir mi? Bunların fetvaları uymaya değer mi?

Cevap: Mezkûr eserlerin fetvaları zayıftır ve bunlarla fetva vermek ve amel etmek caiz değildir.

Zira bunlar fıkıhta mukallidlerden olup, fikir ve fetvaları tercih edilecek derecede değildirler. Bunun dışında Kadıhan ve benzeri diğer fıkıh kitaplarında böyle bir fetva yoktur. Ancak fasıkların oyun ve eğlence amacıyla ve çeşitli çalgılar eşliğinde yaptıkları hareketlere haram demişler ve bunları yasaklamışlardır. Aksi bir nakil Kadıhan'a iftiradan başka bir şey değildir.

Bu iddiayı ileri sürenlerin: Bezzaziye Kitabında, "Alenen ve yüksek sesle zikrin haram olduğunun açıklandığını" söylemeleri, asılsız ve anlamsız bir sözdür. Bezzaziye'nin Kerahat ve'l-istihsal bölümünde Fetevâyı Kadıhan'da da belirtildiği gibi "Hamamda ve fısk-u fücur mahallerinde bile açıktan ve yüksek sesle zikir, kerahetsiz olarak caizdir." fetvası nakledilmiştir...

Yine böyle iddiada bulunan kimselerin "Tahavi: Sufilerin devran adını verdikleri dönerek yapılan zikir haram olduğu gibi buna katılmak da haramdır." "Cami-ül Fetevâ Sahibi ise: Devran zikri haramdır. Bunun helal olduğunu ileri sürmek ise küfürdür." "Tartuşi ise: Sufilerin devranı bir raks, bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Bunu ilk defa Sâmiri ortaya çıkarmıştır. Oyun ve eğlence şeklinde yapılan zikir sapık kâfirlere benzediği için ittifakla haram kabul edilmiştir." şeklinde fetva vermişlerdir. Eğer bu fetvalarda yasaklanan devran ile Mevleviye dervişlerinin ve diğer tarikat erbabının yaptıkları zikir türünü ve onların vecd haline gelerek kendilerinden geçtikleri anda yaptıklarını kasd ediyorlarsa bunun caiz olduğunu evvelce söylemiştik. Bunun cevazı ile ilgili Ca'fer Ibn-i Ebi Talib'in huzur-u Peygamberîde dönmesi, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in oynamakta olan Habeşlileri seyretmesi için Hz. Aişe (r.a.) Validemize fırsat vermesi gibi Sünnet-i Seniyyede delil ve dayanak bulunmaktadır.

Arşın etrafında dönerek Cenab-ı Hakk'ı zikreden melekler gibi Allah'ı zikreden kimselerin, bu hareketlerinin, Allah'ı inkâr ederek buzağıya tapan Yahudilere benzetilmesi yerine, Melâike-i Kirama benzetilmesi daha doğru ve daha güzeldir. Bir Müslüman’ın Allah'ı zikretmesinin, kâfirlerin küfrüne, Allah'ı çokça zikreden zâkirlerin de onu inkâr eden kâfirlere benzetilmesi nasıl söylenebilir? Bu tür fikirlerin Tâhavi, Cami'ül-Feteva sahibi ve Tartuşi'ye isnad edilmesi doğru değildir. Lüzumsuz ve gereksiz yere söylenmiş yalan ve iftiradan ibarettir. Ümmet-i Muhammed'in âlimlerine karşı söylenmiş bir yalandır.

Allah'a, Resûlü'ne ve O'nun Ashabına yalan isnad eden kimselerin, İslâm ümmetinin âlimlerine karşı yalan söylemesi daha kolaydır.

Eğer bu nakillerin doğru olduğunu kabul etmemiz halinde: Fetvaların zamanlarında yaşayan, fısk-u fücur içinde yüzen ve bazı çalgılar eşliğinde  kıvrıla-kıvrıla, eğile-büküle dans eden ve bunu alışkanlık haline getiren, aynı zamanda sûfi olduklarını iddia eden bir gruba mahsus olduğu söylenebilir. Aksi halde Allah'a ve Ahiret gününe inanan ve hûşû dolu bir kalb ile zikreden kimselerin bu hareketine nasıl haram ve münker hükmü verilebilir? Nitekim Cenab-ı Hakk:

"İnananlar için Hâlâ vakit gelmedi mi ki kalbleri Allah'ın zikrine ve inen Hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar.? (El-Hadid (57,16)

“Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğu zaman (o âyetler, onların) îmânlarını arttırır ve (onlar) Rabb'lerine tevekkül ederler” (El-Enfal 8,2)

“Allah, sözün en güzelini, (Kuranın Âyetlerini güzellikte) birbirine benzer, ikişerli bir kitap hâlinde indirdi. Rabb'lerinden korkanların, O'ndan derileri ürperir. (Ondaki müjde ve tehdidi duyunca; tüyleri diken diken olur, sonra Allah'ın feyzi içlerine dolar, huzura ererler), derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar. İşte bu (Kitap) Allah'ın (gönderdiği) rehberdir. Dilediğini bunlarla doğru yola iletir. Ama Allah kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz.” (Ez-Zümer 39,23)

"Biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, Allah'ın korkusundan onu baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri, düşünsünler diye insanlara veriyoruz." (El-Haşr 59,21) buyurmaktadır.

Bu âyetlerde Cenab-ı Hakk'ı anmanın kişilerde nasıl tezahür ettiğine dâir işaretler yer almaktadır. Allah'ı zikretmenin verdiği ürperti ve kalb huşu'una sahip olan kimse, aklını kaybeder, insanların ve mecliste bulunanların değer ölçüsünü bir tarafa bırakıp ayağa kalkar, döner, döner sonra da vecde gelerek upuzun yere serilebilir. Bu durum müridlerin ve zikredenlerin kendilerinde tecelli eden varidat-ı İlâhiyeye tahammül kabiliyetine göre değişebilir.

Soru: Sofilerin ayakları üzerinde ve kendi istekleri ile döne döne yaptıkları zikir caiz midir?

Cevap: Caizdir. Zira zikirde belirtilmiş bir şekil yoktur. Bu sebeple Efdalzâde: Hangi şekilde olursa olsun mescidlerde zikredenlerin zikri engellenemez buyurmuştur. (Fetâvâyı Halîlî)

Devran zikri ehline helaldir. Evvelce hurmetine kail olarak verdiğim fetvadan vazgeçtim. Onun şüphesiz caiz olduğuna inandım. Doğruyu en iyi bilen Allah'dır. (Ebu Su'ud) 

ZİKİR VE DEVRÂN

Soru: Bistâmiye, Kâdiriye, Sa'diye, Rifaiye ve diğer tarikat bağlılarının adetleri üzere halka halinde zikretmeleri camilerde mûsikî nağmeleriyle kaside, beyitler ve şiirler okumaları, zikrederken dönmeleri, tevessül kasd ve niyyetiyle "ya Bâyezid-i Bistamî, ya Abdulkadir Geylanî, ya Ahmed er-Rifâ'i şey'en lillâh" demeleri caiz midir?

"Yeryüzünde kabara kabara yürüme. Çünkü sen yeri yırtamazsın, boyca da dağlara erişemezsin." (İsra 17,37) âyet-i kerîmesi ayakta ve yürüyerek zikretmenin haram olduğuna delil olmaz mı?

Cevap: Bunların hepsi de caizdir. Mescid-i Nebevi'de ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) huzurunda Ka'ab İbn-i Züheyr Hazretleri, Bânet Su'ad isimli meşhur kasidesini musikî nağmeleri ile okuduğunda kendisine hırka-i saadet ihsan edilmiştir. Hz.Peygamberin huzurunda def çalınması ise bilhassa cihad zamanlarında çokça vuku bulmuştur. Ehlullahdan olan iyilik ve hayır sahibi kimselerden istimdad maksadıyla bir şeyler istemek caizdir.....Yukarıda zikredilen İsra sûresinin 37. âyet-i kerîmesi ise kibir, azamet ve herkesi küçük görerek, böbürlene böbürlene sokaklarda yürümek mânâsına olup asla zikrederken dönme mânâsında değildir. İmam-ı Gazalî ihyasında böyle açıklamıştır....

SEMÂ NEDİR?

Soru: Sufiyye topluluğunun yaptıkları semâ, raks ve kullandıkları defler helâl mi, haram mıdır? Semâ'ın helâl olduğuna dair fetva veren kimse tekfir edilebilir mi edilemez mi?

Cevap: Âhireti hatırlatıcı duyguları harekete getiren semâ mendubdur. Semâ'ı sırasında, karısını veya cariyesini sevmek gibi mubah bir duyguya sahip olan kimsenin semâ'ında bir mahzur yoktur. Aksine haram duygular içinde bulunan kimsenin semâ'ıda haramdır. Bunun dışında kalan kimselerin semâ'ı ise mekruhtur. Haram değildir. Semâ edenlerin küfrüne fetva veren kimse büyük bir yanılgı içindedir. Hatta dalâlet ve küfr içine düşmekle karşı karşıya bulunabilir. Uhrevî cezaya hak kazanabilir. Bir mü'min kendisini küfre sürükleyecek bir inkâr ile ancak imandan dışarı çıkabilir. Aksi halde bir mü'mine kâfir diyenin kendisi küfre girer. "Nikâhınızı deflede olsa ilân ediniz." Buyurulmuştur. Bu yüzden yalnızlığı gidermek ve korkudan kurtulmak için def ile şarkı söylemek, kâfiye düzenlemek ve fesahat öğrenmek için şiir okumak caizdir. Ca'fer-i Tayyar, Hz. Ali, Usame Ubnü Zeyd ve diğer sahabelerin Hz. Peygamber'in huzurunda raksetmelerinin sükûtla karşılanmış olması dikkate alınırsa, raksın hükmü de aynıdır, denebilir.

Netice Olarak: Def, semâ, raks ve mûsikî  nağmeleriyle şiir okumak hayır ve iyiliğe sebep oluyorsa helâl, aksi halde haramdır. (Fetevayı Hayriyye)

Soru: Cenab-ı Hakk'ın farz kıldığı ibâdetleri, vâcib olan emirleri ve Hz. Peygamber'in Sünnet-i Seniyyelerini bütünüyle icra ettikten sonra Kur'an'ı Kerîm okumak, bazı evrâd ve dualarla zikretmek, nafile namazlar kılmak ve benzeri sahibine güçlük veren diğer taât ve ibâdetlerle meşgul olmak mı daha faziletli, dil, kalb ve yalnız kalben Allah-ü Teala'yı İsmi Azam olan "Allah, Lâilâhe illallah" ve benzeri Esmâ'î Hüsnasından biriyle zikretmek, O'nun Kudretini tefekkür etmek mi daha faziletlidir? Kur'an'ı Kerim'de özellikle emredilen zikir hangi tür zikirdir? Allah'ı çokça zikretmekten maksad nedir? O'nu zikretmek için özel olarak belirlenmiş bir şekil, bir duâ demeti, belli bir zaman, belli bir sayı ve ta'yin edilmiş bir yer var mıdır? Yoksa her halükarda zikretmek caizmidir?

Cevap: Allah-ü Teâlâ'yı zikretmek daha faziletlidir. Allah'ı zikretmeyi ve O'nu çokça anmayı emreden âyetlerden maksad; gerek namaz içinde ve gerekse namaz dışında Allah'ı zikretmek ise de "Zikirlerin en faziletlisi, Lâ ilahe illallhâh diyerek yapılan kelime-i tevhid zikridir" buyurulmuştur.

Yani kalb huzuru ile Cenab-ı Hakk'ı hatırlamak ve bir an bile Ondan gafil olmamaktır. Böyle bir zikir için belirlenmiş bir şekil, muayyen bir dua, belli bir zaman, belli bir yer yoktur. Her halde, ayakta, oturarak, yatakta, hareket ederken ve dururken veya dönerek her an ve zamanda, hatta hamamda ve helâda, cinsi münasebet esnasında bile zikredilebilir. Kalbi zikirden gafil olmak mürid için büyük bir felaket ve pişmanlık doğurabilir....

Zikir; bütün tarikatlarda asıl olan bir rükündür. Kişiler ve müridler Cenab-ı Hakka ancak zikir, fikir, huzur ve murakabe ile ulaşabilir. Bu, farz ve vaciplerin edası, Sünnet-i Seniyyelerin icrasından sonra, ibâdetlerin en faziletlisi, insanları Allah'a ulaştıran birer yol olan tarikatlarda, en kestirme bir yol ve en faydalı kulluk görevidir.

Zikir, fikir ve murâkebe dışında gece-gündüz diğer tâat ve ibadetlerle meşgul olan kimselerde nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesi nadiren meydana gelir. İnananlara yapılması emredilen bu zikir, kitap, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyasla sabittir.

ÖZEL ZİKİR TÜRLERİ

Soru: Bazı Sûfı ve dervişlerin (özellikle Yesevi'lerin) "Zikr-i erre" diye bilinen, (Lafza-i Celal'i Hançereden testere sesine benzer bir ses çıkararak zikretmek) zikirleri caiz midir? Hiçbirşey ilave etmeksizin yalnızca "Allah, Allah, Allah…" diyerek zikretmek, Allah'ı zikretmek midir?

Cevap: Caiz ve dinende uygun olan bir zikirdir. "Allah, Allah" diyerek zikretmek, zikrin en faziletlisidir. Allah-u Teâlâ’nın isimlerinden ve sıfatlarından biriyle ve bunlara delâlet eden zamirlerle benzeri diğer bütün çeşitleriyle Cenab-ı Hakk'ı zikretmek caizdir. Yalnız kalben veya yalnız hançere ile de yapılmış olsa zikir geçerlidir. Cenab-ı Hakk'ı hatırlama ve hissetmenin sebep olduğu hal zikredeni etkisi altına aldığı zaman, İlahi isim ve sıfatlardan biriyle veya bunlara delâlet eden "Hu, Ha ve Hi" diyerek, Arapça olmayan cümlelerle de olsa zikretmek caizdir. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır. (Feteva-yı İbn-i Hacer)

İnsan vücudunda hançere ile kalbi birbirine bağlayan bir kanal vardır. Hançereden ses çıkarmak suretiyle yapılan Lafza-i Cellâl zikri, kalbte bir hararetin doğmasına sebeb olur. Bu hararet, kalbi tasfiye eder. Ve orada zikrin nurunun zuhurunu sağlar. (Bustân ul Fıkh ve Feteva el Hadika)

GİZLİ ZİKİR

Soru: Nakş-bendiyye'nin Hâlidiyye koluna  mensûb dervişlerin yapmakta olduğu sessiz, hareketsiz, dil damağa rabtedilmiş olduğu halde susarak, yalnızca kalben yapılan zikir doğrumudur?

Cevap: Doğrudur. Aynı zamanda zikirlerin en üstün derecesidir...

TEFEKKÜR

Soru: Allah'ı abdestsiz anmak caiz midir?

Cevap: Caizdir ve mekruh da değildir. Hatta âdet günlerinde, lohusalık halinde ve cünüpken bile Allah'ı zikretmek, tesbih, tehlil okumak ve duâ etmek caizdir. Fakat Kur-an'ı Kerim okumak haramdır.

Tohum Çatlatan Mektublar

efendi cerceveli

Fenâ-fi'l-İhvan Mektubu

Ben umum nur talebelerinde fani olmuşum lafı, 20. asırdan başka hiçbir asırda bulunmayan sevgili enaniyetlerimizin kalın bir perdesi olmuştur. O sevgilimiz o kalın perdenin altında  büyüyüp  kalınlaşmaktadır.

Bu nasıl bir yokluktur ki, emmare nefsi, bir terbiye altına girmeden kendi kendine onda muvaffak olsun. Bu nasıl bir yokluk ki, orada yok edecek bir büyüğün tasarrufu kabul edilmesin. Bu nasıl bir yokluktur ki, kendi varlığına başkasının da varlığını ilave ederek iyice var olur. Evet bu öyle bir yokluktur ki, kalb, ruh, sır gibi ulvi latifeler nefsi emmarede yok olur!...

devamını oku...

.

kitap okurken

Cadde-i Kübra ve 26 Yaşındaki Nefs-i Levvame ile Bir Hesaplaşma

CADDE-İ KÜBRA yükünü kaldırabilmek öyle Raziye, Marziye işi olmadığı gibi Levvâme işi hiç değildir. Dairenin manevi idaresinin başındaki Ferd-i Ferid’in mazhariyyetleri yanında (İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin buyurduğu gibi)  Ehassü’l-Havass’ın durumu dahi avam gibi kalır. Koca Bediüzzaman (R.A.) O Zat’dan bahs ederken kullandığı ve havsalamız dışındaki edeb tarzına dikkat et de ibret al. Meydan boş değildir. Temellük davasından vazgeçip teslim olalım. Ümidle ve şevkle neticeye muntazır kalalım.

devamını oku...

.

muhim sual

Üç Mühim Sual

1- Mesleğimizde etba değil, ittiba esastır. Yani esas olan kemalat erbabına ittibadır, irşad edecek adam aramak değildir. O halde Kur’anî hakikatları muhtaç olanlara duyurmak işi nasıl olacak?


2- "Hazm edilmeyen ilim telkin edilmemeli" buyuruluyor. Bunu nasıl anlayacağız?


3- Fenafilihvanı nasıl anlayacağız? Herkes diyor ki: Hepimiz birbirimizde faniyiz. Bir mürşidde mi fena olunur? Birbirimizde mi fena olunur?

devamını oku...